Mutluluğa Yolculuk

zaman sarkması

15/8/2007 · Kategori: öykü

Saatine bir kez daha baktı. Randevu konusunda çok titizdi. “Dakik” tanımlaması hafif kalır. Yüreği ağzında bir tavşan gibiydi. Sanki işler bir dakika gecikse, evrenin akışı bozulurdu. Bu kadar titiz olmak O’nun diğer ilişkilerine de olumsuz yansıyordu. Arkadaşlarını zaman zaman çok huzursuz ettiğinin farkındaydı. Ama, elinden de bir şey gelmiyordu. Aşırı titizlik, yapısında vardı.

 

“Kompetan” derlerdi arkadaşları O’na. Beyninin bir fabrika gibi çalıştığını söylerlerdi. O gülüp geçerdi. “Tanrı vergisi bu yetenek olum” derdi. “Nazar etme ne olur, çalış senin de olur” diye eklerdi. Diyelim, tatile çıkacak olsa, tatilinin tüm anlarını tatile çıkmadan bir bir planlardı da, tatile çıkmaya bile gerek kalmazdı. İşte öylesine sıkıcı bir adamdı.

 

Ama, bu sefer içinde bir daraltı kabarıp kabarıp geliyordu. Sanki beyninde yazdığı o kallavi programa bir yerlerden virüs bulaşacaktı. Yani, henüz bulaşmamıştı ama, sanki bulaşacaktı. Bostancı’dan kalkan feribot, Yenikapı iskelesine yedi dakika geç yanaşmıştı. Yedi dakikalık bir fark O’nun için korkunç bir açıktı. Sanki, borsaya büyük yatırımlar yapmış da, bir anda endeksler allak bullak olmuş gibi sarsılmıştı. Feribot iskeleye yanaşırken kalbi küt küt atıyordu. Bir an yüzünde gülümseme belirdi ve geçti. Geçen yaz Avşa’da yaşadığı coşku dolu keyifli günleri hatırladı. Bir yaz tatilinde hiç bu kadar eğlendiğini hatırlamıyordu. “Eğlenmek” sözü bile onun lügatında yer almazdı halbuki. Tatile çıkarken bile, hesap makineleri, ajandası, bulmaca dergileri ve o çok değerli cep telefonunu yanından ayırmazdı.

 

Bu yaz Avşa’ya gidip gitmeme konusunda büyük tereddütler yaşamıştı. Muhasebe bürosunu gönül rahatlığı ile teslim edebileceği birilerini çok aradı. Sanki, O olmazsa tüm işler sarpa sarar gibi bir kuruntusu vardı. İşyerinde çalışırken bir arkadaşı ya da bir mükellef gelip masasına elini koysa tüm dengesi bozulurdu. Sanki, bir dış güç gelip O’nun enerji dünyasına tecavüz ederdi. Neyse ki, bir son dakika hamlesiyle tatile gitme kararını verme cesaretinde bulunabildi. Gene de içi- içini yiyordu. Sanki, bürosundan biraz uzaklaşsa, dünyanın akışı üzerindeki tüm kontrollerini yitirecekti.

 

Feribot, iskeleye yaklaşırken işkillenmesi doruktaydı. Mühendis arkadaşları inşaatlarına götürüp, binaların gidişatı hakkında O’na sorular sorarlardı. Çünkü, bir duvar yamuk örülmüşse bile anında raporluyor, bir zeminin su dengesi bozuksa anında fark ediyordu. İşte şimdi de bir terslik vardı. Yengeç gibi yan yan geliyordu feribot.

 

O’na kalsa hiç binmezdi feribota ama, “para verdik, hapursa da köpürse de yiyiceğiz” diye söylene söylene bindi feribota. Avşa tatili üzerine hevesleri de kabarmıştı sanki. Duygu dünyasında ikilemli bir çatışma yaşıyordu. Gitmek de zordu, kalmak da. Velhasıl kendini feribotta buldu. Cam kenarındaki koltuğuna yerleşti. Sigara içmek yasaktır ikazları altında zihinsel olarak mentollü sigarasından bir tane ağzına götürdü. Manyetolu çakmağı ile yaktı ve derin bir nefes çekti. Ciğerlerini yakan mentollü sigara dumanı gevşetmişti sanki O’nu. Feribotun penceresinden takip ediyordu dışarıyı. Feribot, bir kuru yük gemisini nişanlamış gidiyordu. Hedefe kilitlenmiş bir roket gibiydi. Yalpalamıyor, hedefinden sapmıyordu. Sonrasında dakikalar içinde büyük bir gümbürtü ile sarsıldı koca feribot. Yolcular panik halinde bağrışıyor, can yeleklerine saldırıyor, feribotun arka taraflarına doğru kaçışıyorlardı. Ağlayanlar, inleyenler, sinir krizleri geçirenler, şoka girenler, yaralananlar, feryat ederler birbirine karışıyordu.

 

Omzunu öndeki koltuğa çarpmıştı ama çok ağrı duymuyordu. Hemen cep telefonunu açtı. Çevresinde yaşanan kargaşayı kameraya çekmeye başladı. Çarpışmanın etkisiyle geminin önü açılmış, yolcuların bir kısmının bavulları denize uçmuştu. Kendi bavulunun da şimdi sularda yüzdüğünü anladı. Allah’tan ölümcül yara alan yoktu.

“Buna da şükür” diye söylendi. “Beterin beteri var.” “Demek ki, yaşanacak günlerim varmış” diye geçirdi içinden.

 

Derhal bloknotunu çıkarıp yaşadığı dehşet dakikalarını yazmaya başladı. Elbet, bu olaydan çıkaracağı dersler vardı. Burada, bu zamanda bulunması gereksiz bir tesadüf olmamalıydı. Bir yaşam deneyi olarak değerlendirdi başına gelenleri. Yitik bavulu bile umurunda değildi şu an. Sağdı, sağlamdı, sağlıklıydı, işte hala hayattaydı. Zihninde kurmaya başladı... “Bir saat öncesine dönsem, neleri değiştirebilirim” diye.

 

Gu;Manji
www.kamCa.net

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz! Arkadaşına Gönder!

1 yorum yazılmıştır

Yazan:mavibahar | Tarih: 2007-09-03 00:52:03
Konu: hayat güzel bir tasarım...

bir saniye sonrasını bile bilemediğimiz bir tasarım içinde yaşıyoruz...işte ben buna hayat diyorum..aynı duyguları( olay anından sonra hayatta kalmanın mutluluğunu,şaşkınlığını, üzüntüsünü..vb..) 17 Ağustos depreminde yaşadım...gecenin yarısı canın bişeyler yemek isteyipde dışarı çıkartıyorsun ev ahalisini ve yaklaşık 5 dk sonra gözlerinin önunde evin yıkılıyor...
bir tasarım içinde yaşıyoruz ne olacağını bilmediğimiz....işte ben buna hayat diyorum...

Bağlantı »

« Önceki :: Sonraki »