Mutluluğa Yolculuk

ütopik kent

4/7/2007 · Kategori: öykü

     Deniz kıyısındayım. Gümüşyaka'dayım. Güneş var ama hava serin ve rüzgar var.
     Sahil boyunca kumsalda bir saat kadar yürüdüm. Hep bir yöne gittiğim için başlangıç noktamdan epey uzaklaştım. Hafta içi olduğu için bu mevsimde ve bu saatde kumsal hemen hemen tamamen boş. Burada kendimi teknolojiden ve kalabalıklardan uzakta sakin ve dingin hissettim.
     Cep telefonum çaldı. Arayan eşimdi.
     "Canım, şu an yanında olmayı isterdim.. Ama biliyorsun çalışıyorum."
     "Keşke" diyorum, "sen de olsaydın burada"....

     "Sahilin yalnızlığını paylaşırdık" diye geçiriyorum içimden.
     Telefonu kapattıktan sonra gökyüzünde onlarca pencere açılıyor.
     Yüksek teknoloji hayatımızın ayrılmaz parçası diyorum gülerek. Ahh, şu an bir dal sigara olsaydı yanımda. İki nefes çekseydim içime.  Aklıma yüzlerce soru geliyor. Hepsini pas geçiyorum. Biraz daha yürümeliyim diyorum kendime. Arkama hiç bakmadan. Kıyı boyunca hep aynı yöne... Serin bir rüzgar yokluyor bedenimi. "Gitsem-gitsem en fazla nereye kadar gidebilirim?"
     Şehirden uzak bir yaşantı hiç bana göre değil diye geçiriyorum aklımdan. O kargaşanın ve düzensizliğin müptelası olmuşuz.
     "Neler olmasaydı hayatımı idame ettiremezdim" benzeri abuk bir soru takılıyor zihnime.
     Yosun kokusu, tuzlu su ve bol bol kum...
     Dinginlik ve kilometrelerce uzayan kumsal.
     Deniz kıyısı boyunca üç ölmüş leylek görüyorum. Kim bilir nereden geliyor, nerelere gitmeyi planlıyorlardı. Üçünün de ortak yazgısı bu sahilde kesişmişti.
     Vakit ikindiyi çoktan geçti. Hava daha da soğumaya başladı. Güneşin bulutların arkasına saklandığı saniyelerde daha bir titrer oldum.
     Artık dönmeliyim diyorum kendime. Dönmek için ne bir tekne ne de bir araba var. Hala gücüm yerinde ve yürüyorum.
     Ama artık geriye doğru yürümeliyim.
     Sihirli bir güç gibi şehir hayatı beni çekiyor. Ben şehre aidim ve ne kadar benimsemesem de onun bir parçasıyım.
     Elbette, şehir hayatına dair endişelerimde en ufak bir azalma yok. Gene güvensiz, mutsuz, huzursuz ve kaygılı  günler, haftalar ve hatta yıllar beni bekliyor. Bu kadar nefret ederken neden hala ona koşmayı planlıyorum?
     Hayallerimde kurduğum ve yaşattığım o ÜTOPİK KENTi neden hiç aramıyorum? Neden arama gayretlerine girişmiyorum? Neden içinde bulunduğum koşulları-şartları değiştirebileceğim ihtimalini değerlendiremiyorum?
     Bu ŞEHİR değişmez YAZGIm  mı? Neden bu MÜEBBET MAHKUMİYETin kaçış-çıkış yolu yok? Bu şehirde gözlerimi açtıysam, ölene kadar da bu şehirde yaşamak zorunda mıyım?

 

     Evet, şimdi biraz da yorulmuş olarak geldiğim yolları geri yürümeye başladım. Güneşin ufka yaklaşmasıyla hava iyice serinledi. Kollarım ve ayaklarım çok üşüyor. Çok ta acıktım.
     Akşam eve vardığımda eşim sevecen bakışları ve gülüşü ile kapıyı açacak. Boynuma sarılıp yanağımdan öpecek. Banyoya girip sıcak bir duş alacağım. Televizyon karşısına kurulu masamızda akşam yemeğimizi yiyeceğiz, yanında birer kadeh şarapla. Sonrasında televizyonu kapatıp sadece müzik dinleyeceğiz.

 

     Nihayet şimdi otomobilime ulaştım, koltuğa keyifle kuruldum ve büyük bir hevesle kontağı çevirdim. Radyoda POWER kanalını ayarlayıp sesini sonuna kadar açtım.
     Beni ancak bu şehrin yolları paklar.

 

     gÜrsel

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz! Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır

« Önceki :: Sonraki »