13/7/2007 · Kategori: siirimsi
çağrışım zamanlarıydı dönüp donanan
mekteplerde okutulup tahtada sorulan
açık lambalar ve açık kapılar
nefes almak ya da ışığa kanmak için
bir kaçış ve bir isyan var kurallara
o kıyıdan bu kıyıya sürülmeler ne güzel
değer mi bilemem canıma batan bu pürüz
akıp gitmeli çağıldayarak hayat denen format
acı da var, keder de kahve falımda
teredütlü seçimleri seviyorum galiba
bir var bir yok güvenler ve de güvenceler
mutlak dinginlik garantisi asla yok
duruyorsam, tutunuyorsam, ve hala gözdesiysem hayatın
tanrıya bir şükür borcum var
FEnOmen
Kalıcı Bağlantı
Yorum (yok)
Yorum yaz!
12/7/2007 · Kategori: siirimsi
ısınma turlarındaydı hayat
başlamak için fırsat kolluyordu
seraplarımızın ötesinde mutlu yaşantılar vardı
ve de kuruntularımızın ötesinde
en kolayıydı düz yaşamak
tartmadan ve sorgulamadan
ne zaman ki yüreğine bir kıvılcım düştü
tertipli-düzenli bir hayat olmalı dedin
çünkü her şey kurgulanmıştı
ve, bize hazır lokma hap olarak sunulmuştu
kişiler arası çatışmalarda çözüm aramak boşuna mıydı
eğer ilişki yoksa pürüz de yoktu
ne zaman ki yoğun yaşantılara dalınırdı
işte o zaman bizi ruhumuza kadar boğan bağlantılar
uç verirdi
ama bu hayat bir dönme dolaptı
anlamının bozulmaması için
problemlerinin bozulmaması gerekti
işte bu yüzdendir ki güneş her sabah yeniden
yeni başatan doğar
insan yaşantısına gün be gün
yeni (rutin) problemler sunmak göreviyle
jumanji
Kalıcı Bağlantı
Yorum (yok)
Yorum yaz!
11/7/2007 · Kategori: gunluk
aaaa :)
merhaba günlük :)
nerelerdeydin yaa (?)
hasretinden çıra gibi yandım.
biliyorum, ben olmasam da sen olursun;
ama, ya sen olmasan ben olur muyum :(
her-sabah uyandığımda sağ yanım boş!
ruhumun köşelerinde eksiklikler,
deviniminde pürüzler var.
"güzel bir hayat olmalı" dedim kendime
hayat herkes için güzel olmalı
yaşanası ve mutlu olunası bir hayat olmalı
ve biz de bu güzel hayatı inşaa için gayret sarf-etmeliyiz...
çaba sarf-etmeliyiz.
yoksa başımıza olumsuzluklar geldiğinde,
sorumlu aramak beyhude.
işte bir mihenk taşı!
hayatın muğlaklığına karşın.
eğer yaşantında dertler varsa,
eğer yaşantında sıkıntılar varsa..
çözmek için niyet et, ve
iş(lem)e buradan başla!
..window'un "başlat" butonu gibi
ben günlüğümü tutmaya başladım
bilgisayarın LOG kayıtları gibi
ileriki bir dönemde durup
ta dönüp bir bakarsam; neler yapmışım,
'neler kurmuşum' diye
işte bu dökümanlar
İBRET olsun bana!
iyi ki varsın yaaa 
j_umanjİ
Kalıcı Bağlantı
Yorum (yok)
Yorum yaz!
10/7/2007 · Kategori: gunluk
"Gözün kapalı en fazla ne kadar yürüyebilirsin?" dedi Nur. "Bilmem" dedim. "Daha önce hiç düşünmedim. Hem niye gözü kapalı yürüyormuşum?"
Böyle bir duruma hiç ihtiyacım olmadı. Çok nadir de olsa bazen yürürken gözümü anlık kapamalarım oluyordu. Ama, (diyelim) tüm yolu gözü kapalı yürümeyi denemedim. Bırak denemeyi, düşünmedim bile. Anlamı yok çünkü bunun. Gündelik hayatta işime yarayacak bir şey değil.
"Gözün kapalı en fazla ne kadar yürüyebilirsin?" diye yineledi Nur. "Sanırım bir bildiği var" dedim kendi kendime.
"Beni dikkatle dinlersen sana bazı yaşam sırları vereceğim. Buna hazır mısın?"
"Tabi ki" dedim teklifsiz. Beni şaşırtacak nasıl bir sır verebilir ki? Zaten SIR dediğin öyle bir şey ki, bir kez yuvasından çıktığında kendi benliğini tamamen kaybediyor. Başka bir ifade ile anlatmayı denersem, bir kez paylaşılan "sır" artık "sır" olmaktan çıkar. Çünkü o bilgiyi bilen en az bir "başka" kişi daha vardır.
Neyse, bunları söylemedim tabi. Çünkü söylesem hevesini kırmış olurdum ve belki de bana söyleyeceklerinin önüne tıkamış olurdum.
Sonuçta her insan gibi benim de merak damarım kabarmıştı. Diyordum kendi kendime, " bu işte bir bit yeniği olmalı".
"İlk sırrım şu; bildiklerimi sansürsüz ortaya döküyorum. Kim hangisini alırsa, kim hangisinden yararlanırsa yaralansın. Nihayetinde bu da bana emanet verilmiş bilgiler."
"İyi de" dedim, "böylelikle kendi güvenliğini de tehlikeye sokmuyor musun?"
"Hayır" dedi. "Bana gelecek tehlikeleri sezerim."
"İkinci sırrımı lütfen kimseye söyleme. Bu sır çok daha önemli!"
Avuçlarımın içi terlemişti. Sanırım bu anlatılanlar ilgimi çekmisti. Sabırsızlıkla atıldım:
"Lütfen, lütfen söyle, neymiş bu?"
"Sana güveniyorum, bunu kimselere söylemeyeceğini biliyorum. Hatta, bundan eminim. İkinci sırrım..."
Sonra çantasına uzandı. İçini telaşla karıştırmaya başladı. Sanırım bir yazı ya da bir belge çıkarıp gösterecek. Uzun bir arayıştan sonra bir sigara paketi buldu. Özenle jelatinini çıkardı. Paketin ağzını açtı. Çıkardığı sigarayı ağzına götürüp bekleme pozisyonuna geçti. Ben ise şaşkınlık modunda onu izliyordum. Çok çok sonraları jetonum düştü. Unuttuğum centilmenliğim için yüzüm kıpkırmızı kesildi. Kendimi salonun vitrininin aynasında görüyordum. Uzanıp çakmağı aldım ve Nur'un sigarasını yaktım. Aklım yoğun olarak ikinci sırdaydı. Elbette bu sırlar üç, dört, beş, altı ve saire uzayıp gidiyordu. Nur uzun bir zaman süreci sonunda sert yengeç kabuğundan sıyrılmış bana sırlarını anlatıyordu. Sigarasının tamamen yandığına kanaat getirince çok derin bir nefes çekti ve uzun süre tuttu.
"Lütfen" dedim, "lütfen artık şu sırrını söyle bana".
Başladı sakin tavırlarla konuşmaya...
"Hayatla bir akit'im var. Çok zaman önce hayatla bir akit imzaladım."
"Hadi ya!" deyiverdim ansızın.
İçimden de, "hay Allah, paylaşacağın önemli sır bu muydu?" diyordum.
"Peki" dedim... "Gözün kapalı en fazla ne kadar yürüyebilirsin?"
"Eğer" dedi...
"Sen elimden tutup da beni yürütürsen, kilometrelerce."
Televizyonda sezonun derbi maçlarından biri vardı. Gözüm oraya takıldı. Bizim takım 4-O gerideydi.
Kalıcı Bağlantı
Yorum (2)
Yorum yaz!
9/7/2007 · Kategori: gunluk
Sigaramdan derin bir nefes içime çektim. Bugün dünyada benden habersiz işler dönüyordu. Öğrenmek için derhal bakkaldaki bütün gazetelerden birer tane aldım. Gene enerjimin düşük olduğu, adım atmaya bile üşendiğim nemrut bir günümdeyim. İçime düşen bu kurtlar da neyin nesi. Eve geldiğimde telaşla sayfalarını gezindim gazetelerin. Bir fırt daha aldım sigaramdan. Biraz fazla mı kuşkucu davranıyorum. Sanırım ekonomi iyiye gidiyor. Spor ve müzikte uluslararası standartlarda organizasyonlara imza atabiliyoruz. Şehrin trafiği de eskiye kıyasla daha rahat. İnsanlar birbirine saygılı ve hoş-görülü. Trafikte arada-bir beni üzenler oluyor tabi. Ama ben kızamıyorum. Bu da bendeki bir eksiklik. Evebeynim bana kavga etmeyi öğretmeyi unutmuşlar. Bir keresinde depoya sulu-benzin doldurmuşlardı da hiç efendiliğimi bozmamıştım. Dünya halleri, olur böyle şeyler.
Ama
bugün huzursuzluğum had safhada. Bir-yerlerde benden habersiz olaylar oluyor ama baktım gazetelere göremedim. Büyük ihtimal gözümden kaçmıştı. Söylendim kendime. Neden hayatın akışına yetişemiyorum diye. Afrika'da çok sayıda kişi açlık ve salgın hastalıklardan öldü. Şehirlerde ise borsada parasını batıran insanlar intihar etti. Pek-çok kız daha gösterişli bir hayat hayali için evden kaçtı. Boğaz tokluğuna çalışan işçiler sendikalarının kapanmasıyla umutsuzca henüz kirasını ödeyemedikleri evlerine döndüler. Pek çok kadın istemedikleri bir gebelikten asla sevmeyecekleri çocuklar doğurdular. İçkiyi fazla kaçırmış bir sarhoş arabasıyla hızla giderken bulvardaki heykele çarptı ve heykeli kırdı. Aylardır işsiz genç evlenmek vaadiyle sevdiği kızı kaçırdı. Sabaha karşı gene bir elektronik market güvenlik kameralarına rağmen kepenk kilitleri kırılarak soyuldu. Bir bayan kaldırımda yürürken hızla gelen çalıntı bir arabadan çıkan bir elin çantasına asılması ile köprücük kemiğini kırdı. Şehrin en lüks hastanesinde kanserli bir hasta son nefesini verdi. İki delikanlı parkta oturmuş sohbet ederken küfürleştiler ve sonrasında birbirlerinin karnına bıçak soktular. Kaçak büfeleri yıkan belediye başkanı kendine gelen bombalı çanta ile parçalandı.
Tav
şan kanı çayımdan bir yudum daha aldım. Belki de televizyonda bir haber vardır. Koşturarak televizyonu açtım. Erotik görüntüler eşliğinde romantik bir aşk şarkısı çalıyordu. Kadın adama:
"
yıldızlara yürürüm seninle" diyordu.
Çok
komiğime gitti. Nasıl yürüyerek yıldızlara gidilinebilir ki? Bence fazlasıyla abartıyor. Daha makul olması gerekmez mi? Bizim gerçeklik anlayışımıza aykırı. Gerçeklik duygusunu
kaybettiğimizde "hayatın anlamı"nı kaybetmeye doğru yol almaz mıyız?
Bu
-gün dünyada sınırlarım ötesinde bir'şeyler oluyordu ve ben habersizdim.
Buzlu
viskimden bir yudum daha aldım.
j
_umanj_i
Kalıcı Bağlantı
Yorum (yok)
Yorum yaz!
8/7/2007 · Kategori: deneme
Beynimde tepişiyordu kelimeler. Herbiri bir yana kaçışıyordu. San-ki bilinçten belleğe çıkmaya direnç gösteriyorlardı. "Derdini anlatamazsın" diyordu bir tanesi. "Ben olma(z)sam derdini anlatamazsın." "Derdini anlatamazsın" diyordu bir tanesi. "Beni kullanırsan derdini anlatamazsın." "Çünkü, sen bir okyanustasın ve okyanusun resmini çizmeye çalışıyorsun. Mega-tonlarca su çizsen neye yarar? Anlatabilir mi okyanusu?"
Sordum: "Öyleyse yaşamışlığımı nasıl ifade edeceğim?"
Görüp-duyduklarımı nasıl anlatacağım?..
"Çok mu lazım" dedi hiddetlenerek.
Sonra başladı anlatmaya:
"Kelimelerin olmadığı dönemler vardı. Sen onları bilmezsin. Senin deden de bilmez. İnsanoğlu imajlarda düşünür, imajlarla konuşur, imajları dinlerdi bir zamanlar."
Daha da anlatıyordu. Ama ben yorgunluktan uyuyakalmışım. Belki dikkatimi tam olarak veremedim. Belki de anlattıkları pek o kadar ilgimi çekmedi.
"Olsun" dedim rüyamda. "Ben gene de vaz-geçemem kelimelerden. Onlar benim hazinelerim. Onları harcamaya da kıyamam. Hazinemin eksilmesini istemem."
Kelimeler kavga ediyorlardı birbirleriyle rüyamda. Neyi paylaşamıyorlardı, seçemiyorum. Ama seziyorum ki, kavga ediyorlardı. Bu bir iktidar kavgası olabilir. Sanırım kelimeler birbirlerine baskın çıkmaya çalışıyorlardı. Hadi bakalım. En büyük kim?
Ben sinirlenerek söylendim:
"Niye anlaşmaya, uzlaşmaya çalış_mıyorsunuz?"
"Tek başına hangi kelimenin büyülk anlamı olabilir ki? Tek başına hangi kelime çok şey anlatmaya muktedir olabilir ki?"
Kelimeler affalladılar bir an!
Bir-kaç saniye birbirlerine baktılar.
Birbirlerine ne büyük gereksinimleri olduklarını ____ gibi oldular.
Sonrasında yüksek konsey'i oluşturmaya ve toplamaya karar verdiler kafa-kafaya verip.
"Bundan böyle birimiz hepimiz, hepimiz de birimiz için olmalı" dedi bir kelime.
-tabi tam olarak bunu diyemedi-
-o'na kalsa diyecekti-
-ama tek bir kelime olarak bu ifadeyi betimlemeyde kifayetsiz kaldı-
-ama ben anladım tabi tavırlarından-
-üzülme! dedim kelimeye-
-bir gün bu güç-birliğini de gerçekleştireceksiniz-
Sırıl-sıklam ıslanmışım uyandığımda. Allah'ım bu nasıl bir kabus'tu. Karabasan mı demeliyim? Her halde akşam yemeğini fazla kaçırdım. Ucunda aklımı kaçırmayayım da.
Kendime gelir gibi oldum.
Önüme boş beyaz kağıtlar yayıp başladım yazmaya.
Başladım,
kelimelerin olmadığı bir diyarı yazmaya.
j_uma_nji
Kalıcı Bağlantı
Yorum (yok)
Yorum yaz!
8/7/2007 · Kategori: gunluk
Sevgili Nesli,
Mesajın alınmıştır.
Burada biri çoğalttığımız doğrudur.
Örneğin şu an sana yazıyorum ama bunu tüm Nesli okuyor.
Saptaman çok doğru, insanlarla sürekli bir şeyler paylaşma dürtüsüyle yaşadığımız bir gerçek.
Bu bizim sosyal bir yaratık olmamızdan kaynaklanıyor.
Evet, diğer vasıflarımızın yanı sıra sosyal vasıflarımız da var.
Ve, bunun altında yatan duygusal vasıflarımız.
Bunların birlikteliği ile kartopu gibi oluşan ve yuvarlandıkça büyüyen-coşan bir YUMAK ta var.
Kişisel/bireysel çığlıkların derin vadide yankılanması ilk anda bir tepkisel korkuyu getirir.
Sonrasında dağlara vuran sessimizin şaşkınlığı geçtiğinde o sese eşlik eden diğer sesleri duyar oluruz.
Peki ya korkularımızda ne var?
Daha çok, hayal-kırıklıkları, kendimizi yetersiz hissetme, diğer bireylerin acımasız saldırıları,
empati yoksunu insanlarla yaşanan uyuşmazlıklar, sahip olunan fikirleri zorla empoze çabaları,
gülünç-komik durumlara düşme endişesi, kafamızda kurduğumuz programların aksamasının
ruhumuzda yarattığı dalgalanmalar....
Aslında ben sana söyleyeyim..
Gidicelek pek bir yer yok.
Cube filmlerinde olduğu gibi; labirenti aşmayı başardığımızda
karşımıza çıkacak olan yoğun bir derin-beyazlıktır.
Şimdi, diyeceksin ki,
nasıl bu kadar kesin ifadeler ile konuşuyorsun?
Kesinlik te muğlak bir argümandır.
Zeten hayat dediğimiz bu oyunun kendisi de muğlak değil mi!
Oyun bitince şah, fil, at, piyon, kale ve diğerleri de aynı kutuya konulur.
Gördüğümüz ve yaşadığımız büyük bir rüya.
Tabi ki bu rüya'nın da ikna edici, inandırtıcı elemanları vardır.
Sen, ben ve O bu filmin sahne figürleriyiz.
Mesela KARINCA'nın çığlıklarını iyi duyuyorum.
İnsan her gün bal-kaymak yese bıkar.
Psikoloji dediğimiz ruh halleri hep yanılsamalar üzerine kuruludur.
Tanrı'nın inançlı kulları olarak saygıyla üzerimize düşen rolleri oynamalıyız.
Zaten, bittiği zaman bitmiştir.
Kulise çekiliriz ve yeni repliklerimize hazırlanırız.
Peki nedir yaşamdan amaç?
Bizi bu dünya hayatına sıkı sıkıya bağlayanlar?
Ya da oynadığımız oyunları keyifli kılacak gereçler?
Örneğin PARA!
O'na saygı duyarız, zaman zaman taparız ve bir hayat enerjisi olarak onu kullanırız.
Nasıl SUsuz yaşıyamıyorsak, PARAsız da kururuz.
İlerleyen teknoloji ile hayatımıza çok yeni argumanlar da girdi.
Bu yoğun değişimi yaşayan bir nesil olarak kendimizi şanslı addedebiliriz.
Çünkü, gelecek günler yeni açılımlar sağlayarak yolumuzu aydınlatıyor.
Tabi ki, en klasik örnek internet.
Öncesinde kuramadığımız ilişkileri onun sayesinde kurabiliyoruz.
Bu bir bilgisayar oyununda kazanılan nesneler, cihazlar, yetenekler ve puanlar gibi.
Olumlu ve verimli kullanmamız dileğiyle orada duruyor.
Potansiyel olarak o kutsal güce her-birimiz sahibiz.
Sadece kullanıp/kullanmama insiyatiflerimiz var.
"Game Over" her an vardır ve oyunun en önemli aksiyonlarından biridir.
Acı ve sıkıntılar ise İMPULSlardır ve oyunun argumanlarındandır.
SİGORTA sadece bir GÜVENLİK önlemidir,
ve REZERVlerimizi tasarruflu değerlendirmemizi sağlar.
İnsanların bedenleri yanısıra canları ile de kontak kurabiliriz ve belki de
başımız dara düştüğünde en büyük yardım bir başka CAN tarafından yapılır.
Hep iletişimde kal ve ruhumun ruhuna dokunduğunu hisset :)
gÜrsel
Kalıcı Bağlantı
7/7/2007 · Kategori: oyku
Bilincim kapalıydı. Başucumda yüzümü okşayan bir kadın vardı. Genç bir adam elimi tutmuş ovuşturuyordu. Sürekli ağlayan bir başka kadın ayaklarımı sandalyenin sırtlığına dayamış tutuyordu. Durumu kavramaya ve tanımlamaya çalışıyordum. Bu kişiler kimdi ve benden ne istiyorlardı? Zihnimi sürekli tarıyordum. Eğer bu bir film akışı ise önceki karelerde aradığım cevaplar mutlaka vardı. Zaten kendi adımı bir hatırlayabilsem gerisi çorap söküğü gibi gelecekti. Fakat o an farkına vardım ki, dilimi taşıyamıyordum. O basit soru aklımdaydı ama nedense soramıyordum:
-"Kimim ben?"
Hatıralardan bir pencere açıldı uzaklardan. Evet, bir keresinde partinin bir gece yemeğine Bayramoğlu'na gitmiştik. Şubat ayıydı. Sanırım bir ay sonrasında Belediye seçimleri vardı. Partiye gelir sağlamak için yemekli ve eğlenceli bir gece tertiplenmişti. Ama salona geldiğimizde bizi bir sürpriz karşıladı. Salonda hiç bir ısıtma yoktu. Ne bir kalorifer, ne de bir soba. Mezeler geldiğinde içkilere çoktan başlamıştık. Sahnedeki kadın şarkıcı "çiğdem der ki ben alayım" diye bir şarkıyı söylüyordu. Gürültülü sahne programının yanı sıra daha çok ta ısınmak amacıyla alkolü fazla kaçırmıştık. Yemeğin sonunda artık kurulu bir robota dönmüştüm. Bilincim yerinde gibiydi ama bedenim sanki benim değildi. Özellikle dilim. Çünkü artık hiç-bir kelimeyi söyleyemiyordum. Daha önce de başıma geldiği olmuştu. Alkol aldığımda dilim peltekleşirdi, başlardım pepelemeye. Ama şimdi, hiç konuşamıyordum. Sanmayın ki sadece ben böyleydim. Hemen tüm ekip benzer hallerdeydi. Başladık şubat ayının soğuk gecesinde boş sokaklarda dolaşmaya. Hatırladığımda utançtan yerin dibine geçerim. Avazımız çıktığınca bozuk tellerden koro halinde türküler-şarkılar söylüyorduk. Artık dönme zamanının geldiğine karar verdiğimizde arabanın kapısını zor-bela açtım, direksiyona geçtim. Beni gören İlçe Başkanımız bana “arabayı kullanabilecek misin" diye sorduğunda uzun uzun düşündüm ve kafamı iki yana sallayarak cevap vermek zorunda kaldım. Değil araba kullanmak, "hayır" diyecek durumda bile değildim.
...Ne garip adımı hatırlayamazken kimbilir kaç sene önceki bir anı'm saniye saniye gözümün önünden geçiverdi. Demek ki aslında esas problemim hatırlayamamak değil, sadece önceliği karıştırmaktı. Bu önemli saptamayı yaptıktan sonra zihnimi bir kez daha taradım:
-"Ben kimim?"
Elbette bunun tarafımdan benimsenecek bir cevabı olmalı.
Yüzümü okşayan kadın telaşla seslendi:
-"Hayatım kendine geldin mi?"
"Hayatım" mı? Demek ki, bu derece samimi ve bana yakın biri.
-"Bi'tanem, bizi çok korkuttun."
Hımmm! Demek ki, yanlış bir iş yaptım ve onları ziyadesiyle korkuttum.
Ama ben kendimi kötü hissetmiyorum. Şu an boş gözlerle baktığımı hissediyorum.
Genç adam seslendi bu sefer:
-"Kendini nasıl hissediyorsun?"
Soran gözlerle baktım her üçüne...
-"Burada ne oluyor, ben kimim?"
Ayaktaki ağlayan kadın seslendi:
-"Seni acile götürelim, tansiyonunu ölçtürelim."
Sonradan adının Suat olduğunu öğrendiğim genç adam anlatmaya başladı:
-"Biliyorsun.. babamın by-pass ameliyatı için kan veriyordun. Sen kan verdikten sonra bu salona geçtik. Konuşuyorduk. En son elini dizime koyduğunu hatırlıyorum. Sonrasında aniden yıkıldın. Telaşa kapıldık. Bayılmıştın. Biz de ayaklarını yukarı kaldırdık. Çok şükür kendine geliyorsun. Sen bayıldın diye ablam Aysel de çok üzüldü. Karın da çok panikledi."
Evet, şimdi aniden hatırladım. Yüzümü okşayan bu kadın benim karımdı ve ben Gürsel'dim.
"Dünya'ya yine-yeniden hoş-geldin Gürsel."
Kalıcı Bağlantı
Yorum (yok)
Yorum yaz!
6/7/2007 · Kategori: gunluk
Bu gün çok hoşlandım.
Bu gün ondan çok hoşlandım.
Aslında onun kim olduğunu da bilmiyorum.
Adını sormaya çekindim.
Onunla ilgili herhangi bir şey sormaya çekindim.
Mecburen konuştum, ama konuşurken kekeledim.
Zaten ne zaman heyecanlansam başlarım kekelemeye.
Ve korkarım renk vermekten, onun duygularımı anlama ihtimalinden.
Korktum; evet korktum, ama itiraf etmeliyim.
Bu gün ondan çok hoşlandım.
Aslında ilk karşılaştığımda o da herkes gibi sıradan biriydi.
Ne zaman ki tenine dokundum.
Vücut kimyamın dengesi bozuldu.
Sanki onun vücudundan benim vücuduma bir çok program download oluverdi.
Gözlerinin rengini tarif edemem..
Güzeldi.
Çok, ama çok güzeldi.
Belki de o kadar güzel bir kız değildi.
Ama onun enerjisini gördüm, ya da sıcaklığını duydum.
Elbette, gün boyunca gördüğümüz bayanlardan olumlu imajlar çekiyoruz.
Ama bazen de çok güzel biri bize oldukça itici geliyor.
Nedir peki kafamızdaki güzellik şablonu.
Neden her bir bireyin farklı zevkleri ve farklı beklentileri var.
Bir müzik güzelse güzeldir, bir resim güzelse güzeldir.
Ama yüklenen (bir) rölatif güzellik değeri var.
Büyük ihtimal bu içimizden kaynaklanıyor.
Bazen de bu uyuşmalar, "parola" ve "şifre" gibi.
Masaya parolamızı koyuyoruz ve karşı taraftan bir şifre istiyoruz.
Düşünsenize, bir internet banka hesabının parola ve şifresini bilseniz
tüm hesabı anında boşaltabilirsiniz.
İşte bu kadar da tehlikeli "parola ve şifre'nin uyuşması", birbirini tutması.
Ona dokundum ve zihnimin kilitlerini açtı.
Pandoranın açılan kutusunda olağanüstü güzellikler
ve akıldışı mutluluklar gördüm.
"Bu güne kadar boşuna yaşamışım" dedim.
Ne yazık ki, hayıflanıp dövünmenin bir faydası yok.
Böylesine güzel ve harikulade yaşantıların varlığından (şu ana kadar) habersizdim.
Hiç bilsem böyle yıllardır (haybeye) yaşar mıydım.
Sanırsam siz de bugünkünden çok daha güzel günler yaşayabileceğinizi bilmiyorsunuz.
Bilseydiniz, (tabi ki) "daha fazlasını isterdiniz".
İşte, böylesine olağanüstü keyifli ve olağandışı mutluluk verici
bir hayatın varlığını biliyorum.
Ama heyecanım ve korkum şimdi had safhada.
Çünkü bunu ona nasıl anlatacağımı, söyleyeceğimi bilmiyorum, bilemiyorum.
Yarın bütün gün onun yolunu gözleyeceğim.
Büyük bir korku-kaygı, merak ve heyecanla.
jum
_anj_i
Kalıcı Bağlantı
Yorum (yok)
Yorum yaz!
5/7/2007 · Kategori: gunluk
Bu-gün dünün muhasebesini yaptım. Bir yerlerde açık çıktı.
Boşa koyuyorum dolmuyor, doluya koyuyorum olmuyor.
"Ayağını yorganına denk uzat" demişlerdi.
Ama heasplıyorum, hesaplıyorum...
İki yakam bir araya gelmiyor.
Bir yerlerde bir hesap hatası yaptım,
ama, nerede?
Zaman akıp gidiyor.
Nedere hatalar yaptım diyene kadar sürüyle yeni problemler çıkıyor karşıma
çözümlenmek üzere beni bekleyen.
Elbette, ben elimden gelen gayretleri gösteriyorum, sergiliyorum.
Ama, sistem bu.
Beni beklemez ki.
Akıp giden bir hayat var, ve ben sürekli peşinden koşuşturup durmak durumundayım.
Devinim içinde çok yoldaşım oluyor.
Birlikte bakıyoruz ufuk'a.
"Paylaş" diyor "benle sızıntılarını".
Güvenebilir miyim ona "kaygısız"?
İçimi kemiren sorular her daim var.
"Sorular olmasaydı da ben olur muydum?"; bilemiyorum.
Sorular vucudumdaki kaşıntılar gibi..
Hani olur ya, elinizi cebinize sigara peketi çıkartmak için atarsınız da...
Ahh-ha!
Sigara paketi yok :(
Çünkü, daha dün sıgarayı bıraktım.
İşte öylesine bir YOKLUK duygusu duyumsarım sorular ve kaşıntılar olmayınca.
GüRSel
Kalıcı Bağlantı
Yorum (yok)
Yorum yaz!
« Önceki :: Sonraki »