12/8/2007 · Kategori: oyku
Umutlarım tükendiğinde, aşkım da tükenir. Ruhumu besleyen umutlarım, için için yanan gönlümü de besler, o kor ateşi canlı tutar. Aşk, sürekli beslenmesi gereken ateş gibidir. Sürekli içimi yakar ama ben gene de onu beslerim. Kandille çalışan makine gibiyim. Ateşim söndüğünde, canlılığım da sönüp gider. Hep istim üzerinde olmak durumundayım. İçimi yakan arzu ve duygular, hep yakıcı/ hep irrite edici olmalı. Eğer, sakinlik ve dinginlik çıkıp gelirse, aşk da pencerelerden uçup gider.
Hapsedilesi bir enerjidir aşk. Çok uzaklardan kokuları izleyerek gelip yüreğime çöreklendiğinde sevmiştim ben onu. Evet, dikenli çalı gibi içime batıyor/ içimi acıtıyor ama gene de aşırı bir bağımlılık yaratıyor diyordum kendime. Sanki bir kene tenime yapışmıştı, canımı öylesine acıtıyordu, ondan sıyrılmak istiyordum, ama söküp atamıyordum. Çünkü, bir şekilde tenimin de O'na ihtiyacı vardı. Tüm sıkıntı ve acılarıma karşın, onu söküp atmak ruhsal bir ölüm demekti.
Evet, hayatta güçlü ve metanetliydim. Genellikle kendime yeterdim. Keyifli ve doyumlu olmayı başarabiliyordum. Ama, birşeyler eksikti. Hani, bir yağlıboya tabloya bakarsınız da, "hımmm, çok güzel bir resim, lakin sanki biraz içinde heves eksik" dersiniz ya; İşte öylesine, bir bütünlüğün kaçınılamaz eksikliği sergilenir yalnızlığımızda. İçine o sihirli ruh üflenmemiştir. Sahnede şarkıcı şarkısını söyler gider, şarkılarına şevk ve arzuyu katmadan.
Çok uzaklardan gelir aşk ve ruhuma çöreklenir. Kontrastı arttırılmış bir televizyon gibiyimdir artık. Keyifleri ve tedirginlikleri doruklarda yaşarım. Kazandığım zaman çok kazanacak, kaybettiğim zaman çok kaybedeceğimdir. Kumarın makasını açmışımdır. Duygulanımlarım çok çok yoğunlaşmış, hassasiyetlerim de bir o kadar artmıştır. Televizyon ve elektriğin o kelimelere sığmaz büyülü aşkı sergilenmektedir artık. Her ikisi birbiri için yaratılmıştır sanki. Elektrik olmazsa televizyon işlemez, televizyon olmazsa elektrik işlevsiz kalırdı.
Çok uzaklardan uçup yüreğime yerleşti aşk. Onsuzluğu düşünemiyorum. Benliğim ve ruhum, yaşam enerjisinden vazgeçemez artık. Dünyanın cıvıl cıvıl renklerini keşfettikten sonra siyah- beyaz sisteme tekrar geçemem. Hayal dünyamda, yeni mucizevî bir boyutun keyfini çıkarıyorum. Bu boyutu kaybettiğimde can suyundan mahrum kalmış çiçek gibi, hayata küser/ solarım ben. İnan lütfen! Aşkta yarın vardır sevgilim.
gu;manji 12ağustos2007
www.kamCa.net
Kalıcı Bağlantı
Yorum (1)
Yorum yaz!
10/8/2007 · Kategori: oyku
Kayıplarda kimliğim bu günlerde. Karaköy'den Haydarpaşa'ya vapurla giderken düşürdüm sanırım kimliğimi. Kendime bir çay ısmarlıyordum. Cüzdanımı açtım ve bozuk para aradım. Sürücü ehliyetim de cüzdanımdaydı. En son kimliğimi o zaman görmüştüm. Sonrasında, o anı defalarca gözümde canlandırdım; "nerede ne yanlış yaptım" diye. Her şey yolunda gidiyordu. Bir problem yaşanmıyordu. Vapurun zemin katına inerken merdivenlerde kafamı destek demirine çarptım. Bir anda dünyam karardı. Dizlerimin bağı çözüldü ve olduğum yere çömeldim. Derin derin nefes alarak kendime gelmeye çabaladım. Sanırım hafıza merkezim hasar görmüştü. Bilincim bulanmış, feleğim şaşmıştı. Bir süre dinlendim. Sağolsun, vatandaşlar destek olmaya çalıştı. Ama hatıralarım silinmişti sanki. Evet, fiziki olarak kendime gelmiştim artık ama, zihin kayıtlarımın bir kısmı askıya alınmıştı. Hani "merdivenin yarısına kadar gelen bir ihtiyarın, iniyor muydum yoksa çıkıyor muydum" demesi gibi, bir sonraki merhaleleri şimdi kestiremiyordum. Aslında bir planım vardı ve o plan doğrultusunda bir yerlere gidiyordum. Ama, nereye? Şöyle durup sıkıca bir düşündüm. Hepsi silinmiş. Neyse
ki aklım hala çalışıyor. Hemen cep telefonuma sarıldım. Kafama yediğim darbe görme yeteneğimi de etkilemiş. Telefonun ekranına bakarken orada sadece karınca duaları görebiliyordum. "Birilerini aramalıyım" dedim kendi kendime. Bana beni hatırlatacak birilerini aramalıyım. İsimler yabancı, numaralar yabancı. Rastgele bir numarayı çevirdim çaresiz. Telefona çıkan bayana sordum ben kimim diye. "Benimle dalga mı geçiyorsunuz" dedi tersleyerek bayan, "Siz kim olduğunuzu bilmiyorsanız, ben nerden bileceğim." Bir
ışık sızdı bilincime. Geçen yaz gittiğim sayfiye yerinde bir kolye yaptırmıştım kendime. Hani şu askerlikte kullanılan künyeler gibi. Üzerine de TC kimlik numaram işlenmişti kabartma rakamlarla. Vapurdan indikten sonra en yakın internet kafeye gittim. Oradakilerden yardım da alarak kimlik numaramı girdim. Heyyoo! Ekranda çıkan kişi artık bendim. Artık içim rahattı. Özgüvenim müthiş artmıştı. Dünyanın öbür ucuna da gitsem, bu numarayı girdiğimde tüm bilgilerim sayılıp dökülüyordu.Bu
numara benim hem kefilim, hem referansımdı artık. Caddede şaşkın dolaşırken bir dövmeci gördüm. Derhal gidip bu numarayı omzuma işlettim. Yaşasın, artık bir kişiliğim ve bir kimliğim var. gu
manji; 9ağustos2007
www.kamCa.org
Kalıcı Bağlantı
Yorum (1)
Yorum yaz!
8/8/2007 ·
Dilemekle başlar düşler. Göreceğimiz rüyayı öncesinde dileriz. Eğer dilemediysek, en güzel rüyaları da görsek, farkına varmayız. Tabi, dünya rüyası da buna dahil. Kimseler uyandırmasın bizi ama bir uzun rüyadayız. Dileklerimiz ve arzularımız da hemen yanı-başımızda. Diliyoruz ve gerçekleşiyor. Diliyoruz ve mürüvvetimize ulaşıyoruz. Daha iyisi Şam'da kayısı.
Eğer diledik ve dileklerimiz de birer birer gerçekleştiyse, mutsuzluğa düşmenin bir alemi yok. Demek ki istediklerimiz olmuş/ gerçekleşmiş. Nedir benliğimizi kemiren fare? Doygunluk neden hazzın düşmanı olsun ki? Arzuladık ve bizim oldu tüm özlenenler. Para, pul, itibar, şöhret, eğlenceli bir hayat...
Dünya üzerindeki ömrümüz kaç günlük ki? Dolu dolu yaşamalı her anı. Geceleri yatıp uyumak da nesi? Çok değerli zamanı heba etmek doğru değil. Dolu-dizgin yaşamalı, hayatın tadına varmalı. Bu kredi boşuna açılmadı bize.
Evet, bir şekilde mücadele de gerekli hayatta kalabilmek için. Devinim olmazsa düşüveririz. O yüzden koşuşturup durmalıyız sürekli. Ama, duyguların/ arzuların sesine kulak tıkamamalı. Tatmin edilesi bir tinimiz var sonuçta. Zevkleri ve keyifleri yüksek dozda yaşamayı bekleyen/ uman bir tin.
Zaman, bir boyut. Önemli bir argüman. Hazları ve keyifleri besleyecek/ çoğaltacak etkin bir faktör. Bir çeşit zenginlik göstergesi. Kullanımı hayal gücümüze bağlı bir mutluluk reçetesi. Mutlu olup olmamak bundan sonra birer kişisel tercih. Çünkü, yol haritamızda mutluluk diye bir şehir var. Oraya varıp/ varmamak artık bizim tercihimiz.
Gene de o sihirli dünyaya ulaşmayı dilerim. Aşkın ve seksin dorukta hissedildiği ve duyumsadığı hayal alemine. Dünyasal yaşantıların nihai gayesi bu olsa gerek. Yırtarak uhrevî alemi, oradan ziyadesiyle haz aşırmak.
Kişisel oyunum bu. Amacım olabildiğince HAZ toplayarak gitmek. Belki ileride çok işime yarar. Şimdilerde ise beni mutlu kılıyor. Niyet ettim ve peşinde koşuyorum mutluluk ihtimallerinin. Fazla güzellikten zarar gelmez.
gu;manji 07ağustos2007
www.kamCa.net
Yorum (yok)
Yorum yaz!
29/7/2007 · Kategori: siirimsi
umarsamazlık değil bu
zaman çok hızlı koşuyor
ben ona yetişemiyorum
yaşanacak ne çok şey var
listeye aldım hepsini
vaktim yeterse gerçekleştireceğim
öykülerimi, serüvenlerimi, heveslerimi
gidilecek çok yol var da
bende takat yok
gözlerim puslu görüyor şu sıralar
sanırım kendimi çok yordum
hayatı kurtarmayı
askıya alıp bir zaman
biraz da kendime bakmalıyım
kesintisiz bir akış yok
kimi gün neş'eli
kimi gün darallı geçiyor günler
verimleri ve verimsizlikleri
hep kendi üzerinde
mucizevi bir potansiyel var
hayallerimi forse eden
Allah, insanı açlıkla,
evsizlikle terbiye etmesin
yokluğu bilmemek iyi bir şey aslında
imkanlar hep var etrafımızda
bolluklar deryasında yüzüyoruz
bunun kıymetini bilmek gerek
örneğin yazın susuz kalacağız
bu gün farkına varamadığımız değerler
yarın aşırı derece değere binecek
ara sıra oruca girmeli
nelere tam bağımlı yaşıyoruz diye
diş fırçam yoksa ölürüm mü diyorum yoksa
sahip olduklarımız, "kanıksadıklarımız" mı
nasıl olsa "var" deyip
bize kattıklarını yadsıdıklarımız mı
açık büfede, limitsiz içki var
lakin, içkinin kendisi yakıcı
azı karar, çoğu zarar ama
limitsiz ve bedava
nefsim ister fıçılar dolusu içmek
aklım ister
kârını, zararını hesap etmek
mutluluk, bir dengede olma sanatı
bolluk da, kıtlık da sorun
bir regülatör gerekli
hayatımızı düzene sokmaya
tinime yeni hazlar katmaya
gu;manji 0507180507
Kalıcı Bağlantı
Yorum (yok)
Yorum yaz!
23/7/2007 · Kategori: deneme
Kendi kendime söylenmelerime devam...
Elbet biri(si) duyar sesimi. Hani derler ya evrenin kulağı var. Bazen, kendi kendime mırıldanmalarımdan bile ürküyorum. Ya birileri düşüncelerimi okursa, ya birileri bildiklerimi fark'ederse.. Maazallah, dengeler bir anda alt-üst olur. Kelimelerde "sihir vardır" derler ya, bilmeden o sihri etrafa saçmak istemem. Kimin hayrına, kimin aleyhine olacağı hiç belli olmaz. Dilin kemiği yok. Ansızın çıkıverir nefesimle de, ben engel olamam.
Düzen, kendi seyrinde gidedursun. Bir noktasından kırılırsa da, bunu yapan ben olmayayım. O kadim sorumluluğu üstlenmek istemem. Belki ucunda büyük veballer vardır. Eğer, olacağı varsa olayların, varsın olsun. Yeter ki sebep ben olmayayım.
Gerçi, seçtiğimiz KARMA gereği, gittiğimiz/ yürüdüğümüz tüm yollar kaçınılmaz kaderimiz gibi ama, güneşte gölgesine basmak istemeyen adam gibiyim ben. Tamam, "kaderimi ben yazdım baştan", lakin şimdi onu bozmak/ kırmak bana düşmez. Kendi akışında ve kendi mecrasında sürüp gitsin. İsyankarlık yapıp da felek'le papaz olmayı göze almıyorum.
Zor durumlarda kaldığım elbet oluyor. Duygusal ikilemlere düştüğüm, ya da bir çıkar çatışmasının tereddütlerini iliklerimde hissettiğim. Kırk katır mı, kırk satır mı? Bocaladığım ve çare arayışlarına girdiğim oluyor. Sonuçta, ben de insanım. Zaaflarım ve kırılganlıklarım var. Böyle kritik anlarda, ani seçim şartları ile karşı karşıya kalabiliyorum. "Ehven-i şer" denilebilecek pozisyonlara düşebiliyorum.
Yeteneksel/geleneksel donanımlar'ım, GENlerime yazılmış. Gen yaz(g)ım neyse onu yaşamaya mahkumum. Lakin, bazen işler sarpa sarıyor.. Bir şekilde kader akışını şaşalatacak tavırlara girebiliyorum. Bilerek, ya da bilmeyerek. Şansımı çok mu zorluyorum dersiniz? Olsun... sonuçta bu hayat, ben'im/ bu hayatın joker kartı "özgür irade" opsiyonu ben'im.
Yaptıklarım ve yap(a)madıklarımın hepsini FELEKten bilmek haksızlık. Hani derler ya, "hırsızın hiç mi kabahati yok?" İyi olursa ben yaptım, kötü olursa felek'ten?
Gene de, akışa ve gidişata uymak gerek. Akıntıya kürek çekmek de bir yere kadar. Çağıl çağıl akan bir hayat var ve bizler de, bu raftingin maceracı yolcularıyız. Nehir kenarına atılıp da, oradan seyretmek hoş olmasa gerek deli-dolu hayatı.
Neyse! Daha fazla bulandırmayayım zihinlerinizi. Sizler de kendi karma'larınızı yaşayınız. Kimselerin telkinlerine kanmayınız. Kendi bildiğiniz doğrulardan sapmayınız. İlkeleriniz ve sıkı prensipleriniz olsun. Belki kısmetse, nehrin sonunda aynı bölgede buluşuruz.
gu;manji 23/O7/2OO7 üsküdar
buyuculer_okulu
Kalıcı Bağlantı
Yorum (1)
Yorum yaz!
21/7/2007 · Kategori: deneme
Hayat sürekli olarak karşımıza engeller çıkarır. Engelli bir koşu gibi, engelleri aşa aşa yol almamız gerekiyor. Güzel rastlantılar bile aslında birer engel. "İçerik" tanımlamasını tam olarak yapabildiğimiz görüşünde değilim. Bazen de biz engelleri kurarız/ yaratırız/ çağırırız. Dertsiz başa dert almak böyle bir olaydır.
Vahşi bir ormanda ilerlemek gibidir hayat. Bir sonraki merhalede karşımıza neler çıkar bilinmez. Her türlü süprize hazırlıklı olmalıyız; hoş ve nahoş süprizlere. Randomize olarak önümüze atılır süprizler. Karanlık bir gecenin ardında pırıl pırıl bir sabah saklı olabilir. Ya da uzun bir tünelin ucu(nda) karanlık.
Hayatı nasıl anlamlandırdığımız önemli bu aşamada. Ne derece tanıyoruz onu? Ne derece hakim'iz? Hangi gözlüklerimizi kullanırsak, daha keyifli yaşarız hayatı? Ya da, hangi kuruntularımızdan arınırsak daha mutlu oluruz?
Doğumdan önce gelen ve ilk günden bu yana besleyip ördüğümüz sanrılarımız belirler hayata bakış profilimizi. Bilgisayar programı gibidir zihnimizde kurulu programlar. Onun üzerinden hayatı tanımlar, onun üzerinden hayatı yorumlarız. Acı, acı değil/ tatlı, tatlı değildir bizim algı reseptörlerimize ulaşıncaya kadar. İyimserlik ya da kötümserlik gözlüklerimizdir hayatın renklerini cilalayan.
Arada bir "check" etmelisiniz dağarcığınızı. Yaşamayı hedeflediğiniz "yaşantılar" bu mu? Yoksa, gündelik akışlar sizi buraya getirdi de, şimdi itiraz hakkınızı kayıp mı ettiniz? Bu yaşınıza kadar örülegelen "değerler" manzumesi ne derece geçerli? Hangi "prensipleriniz", körü körüne "inançlarınız"?
Yıkılan, yiten umutların/ sarsılan inançların/ kaybedilen fırsatların/ çaresiz beklentilerin ardından yeni taze sayfalar açılır mı? Maddesel bir dünyaya endekslendiğimiz için, çözümleri de maddi olarak ararız. Oysa, görünen maddi dünyanın ardında koskoca bir MORAL dünyası vardır. Sevinçlerin/ coşkuların/ umutların/ hazların/ neşenin/ acı ve kederin derinlemesine realize olduğu bir dünya.
Gerçi, bu dünyada da pozitif ve negatif etmenler karşınıza çıkar. Gene, ince ince "değer" değerlendirmeleri yapmak durumundasınız. Gene, iyi ve kötü ile yüzleşeceksiniz. Bu bir paralel dünya, bire bir uyumlu olmasa bile.
İşin garibi, her yaşam alanının kendine has kuralları var, göz ardı edilemeyecek. Bu asgari kurallara uymazsak bir şekilde kayıplarda oluruz. Sürekli olarak takip edilmesi gereken hesaplar var. Dikkat etmeli ve açık vermemeliyiz. Bazı hatalar, zaman içinde katlanarak büyür ve kader çizgimizi bariz şekilde değiştirebilir.
Gene de, bir demiryolu rayını takip edermişcesine gideriz ilelebet. Gün gelip yol saparsa/ kırılırsa/ biterse... razı olmak gerekir. Bir büyük oyun içinde kendi bireysel hamlelerimizi yapmaya çabalarız. Bu, bizim verdiğimiz kutsal bir sınavdır. Koca bir bulmaca tablosonda çözmemiz gereken bir-kaç kelimelik bir anahtar cevap vardır; bir ömür boyu bu mücadeleyi veririz.
Cevapları bilseydiniz eğer, gene de bu hayatı yaşar mıydınız? "Evet" diyorsanız, bu dünyayı sevdiğinizi söyleyebilirim. "Hayır" diyorsanız, bir sonraki merhaleye hazırsınız demektir. Hep aynı notaya basarak melodi elde edilemez.
gu;manji 21temmuz2007
www.mutluinsan.projesi.com
Kalıcı Bağlantı
Yorum (yok)
Yorum yaz!
16/7/2007 · Kategori: gunluk
Aklıma düştü.. Eski günlüklerimi karıştırayım dedim. Bakalım 16 temmuz 2007'de astralda neler yaşamışım. Neler hissetmişim, neler duyumsamışım. Algı profilime neler iz bırakmış. Şimdi buradan bakınca, yaşadıklarım rüya gibi geliyor, ayrıntıları hiç hatırlayamıyorum ama, yakalamaya çalışıyorum imajinasyonları.
Çelişkiler ve gerilimler dolu bir İstanbul günü hatırlıyorum sanki. İnsanların geçim ve seçim derdinde olduğu bir İstanbul atmosferi. Bir kalabalık şehir... Bir cadı kazanı. Ahlakî sınavların tavan yaptığı bir alan. Bir yengeç sepetine atılmış insancıklar. Kendilerinin mutlu mu, mutsuz mu olduğundan bi-haber debeleniyorlar yaşam denen sanal oyunda. Oysa ki ,bilmiyorlar herşey kurmaca. Keyifler, acılar, sevdalar, kahırlar, sevinçler... hepsi birer sanrı. Deney labirentine kıstırılmış labaratuvar fareleri gibi çırpınıp duruyorlar.
Önlerine yem olarak konulmuş hırslar, ihtiraslar, ego tatminleri, hayali sınırlar, savunma mekanizmaları. Cezalandırılmışlar ilahi güç tarafından bilinçleri alınarak. Çocuk akıllarıyla küçük dağları kendilerinin yarattıkları avuntusu içindeler. Mutluluk arayışları ise hep DUALİTE peşinde koşmak. Çünkü, egolarına en çok haz veren şey o. Ve, HAZ en çok arzuladıkları. Mutluluklarını HAZza endekslemişler.
Ahlakî kaygılar çok geri planda. Diğer insanlara baskın çıkmak güdülerinden gelen bir istek. Yeme, içme, seks yapma, caka satma, başkalarını kandırma ve sömürme ise hayattan beklentileri. Daha çok para, daha çok mülk, daha çok imkan, daha çok yetki, daha yüksek mevkiler. Herkesin aklında en ince "köylü kurnazlığı" yöntemleri arayışları. Emek, özen ve saygı içermeyen tavırlar, davranışlar.
Bu sistemin, bu düzenin değişebiliyor olmasını beklemek aşırı iyimserlik. İnsanın yaradılışında var bu nitelikler. Atalarından miras olarak bugünlere taşımışlar. İnatla da geleceğe taşımaya can atıyorlar. Belki de onları çok hor görmemek gerek. Çünkü, dünyaya bu şablon ile geldiler. Tiynetleri böyle.
Yeryüzünde, "handikaplı" bir varoluş yarışı var. Kim yazmış oyunu, nedir oyunun kuralı; belli değil ama, "eksiltilmiş mükemmelliğimiz" ile yol almaya çabalıyoruz. Esas olan, dünya yaşantılarından çok AHRET yaşantıları. Elbet eylemleriminiz bir muhasebesini vereceğiz nihayetinde.
İç huzurunuz tam, vicdanınız rahat, aklınız dingin, gönlünüz engin ise, ne mutlu size. Gene de bu mücadele kolay değil. Çünkü, kendinizin kendinizle verdiği bir savaş var. Bu savaş, aydınlanan bilinç ile egonun istekleri arasındaki sürtüşmelerden kaynaklanan bir savaş. Belki gene DUALİTE kazanacak.
gu;manji / fenomen
Kalıcı Bağlantı
Yorum (1)
Yorum yaz!
15/7/2007 · Kategori: deneme
tabi ki niyet ön önde gelir
eğer niyet etmeden yola çıkarsanız, mucizeler ile karşılaşsanız bile onları görmezsiniz
farketmezsiniz
ama "yol" sizi nereye götürür bunun hiç netliği yok
yol alır ve götürür..
işte o yüzden yol'a teslim olmak da gerekebilir
teredütler yaşadığınız zamanlarda
talihinize güvenin
çünkü ne yaşadıysanız/ yaşayacaksanız kılavuzunuz o olacak
tabi ki cenneti bu dünyada aramak beyhude
ama illa ki yaşanacak güzel günler var :)
jumanjiii 22.12.2005
Kalıcı Bağlantı
Yorum (yok)
Yorum yaz!
14/7/2007 · Kategori: siirimsi
yıldız tarihi 128/ero*67&fertğ987/4678
günlerden çarşamba
yine kasvetli bir gün
kendini kotarma zamanlarından enstantane
kabukadamların dansı
kalabalıkların denizinde akşamlar
can ve canan muhasebeleri
didişmeyen dingin midir
dostlar çarşı-pazarda görsün
devir tam mı olsun, çeyrek mi
hayali ekranda kurmaca görüntüler..
test edilen tin mi
ya da sınanan benlik mi..
keyif, ruhun enerjisi
bizi ayakta ve hayatta tutan..
dur bir çentik atayım kayıp zamanlara
boyutlar arasında yolumu kaybedersem
aşina gözlerle anımsatsın diye..
ne aşktan vaz'geçerim, ne sevdadan
en kötüsü de
bu rüyadan kalkamayacağımı bilmek
feNoMen
Kalıcı Bağlantı
Yorum (yok)
Yorum yaz!
13/7/2007 · Kategori: gunluk
Havayı, derin derin içime çektim. Dedim kendi kendime, "altından/ gümüşten bile değerli bu hava benim için"... yaşam kaynağı. Eğer, gümüş olmasaydı/ altın olmasaydı gene yaşayabilirdim, ama soluduğum (bu) hava olmasa dakikasında ölürdüm. Öylesine değerli hava ve su aslında. Ama nedense sahip olduğumuz değerlerin farkında değiliz çoğu zaman. Çünkü, hayatımızda varlar ve var olmaları sanki garanti.
Oysa, "mutlak garanti" asla yok. Varoluşun "mutlak garantisi" belki de bu. Oyun sürüyor tüm heyecanı ve canlılığı ile. Akıp giden bir dere gibi. Ya, bir gün suyu kesilse. Kuruyup kalıverse yatağı? Yeniden can gelir mi dereye. Canlı sistemleri, cansız sistemlerden ayıran en önemli özellik bu mu? Duran bir kalp tekrar çalıştırıldığında hayat da kaldığı yerden devam eder mi? Kopan bir ip, koptuğu yerden yeniden kaynar mı?
Bir uzun metrajlı filmin ortasındayız. Kopsa da orta yerinden şerit... selobantla yapıştırıveririz. Mecara, kaldığı yerden devam eder. Yeter ki, bizde o yaşam enerjisi bulunsun/ olsun. Sırtı yere gelmez hacıyatmaz gibi diriliveririz. Hayatla yapılan ele-ele/ bilek bileğe güreş bir kez daha kazanılır. Kalp krizinin vurduğu anlarda şiddetli öksürükle yaşama yeniden doğuş gibidir bu. Yaşanacak günler vardır ve daha ötesi, "vade" gelmemiştir.
Ara sıra bahçeyi budamakta fayda var. Tazelemeli/ yenilemeli hayatı. Kabuk değiştirmeli, eski ve köhnemiş birikintileri bir kenara bırakarak. Devinim süregeliyor. Tazenlenmeyi sağlayacak olan yenilenmedir. Bakış açımızı/ inançlarımızı/ alışkanlıklarımızı/ beklentilerimizi/ stilimizi/ vizyonumuzu yenilemeliyiz. Riskleri göze alarak yapabilmeliyiz bunu. Eğer, közü deşelemezsek kor körelir.
Uzun soluklu bir maraton bu hayat. Bir aşamasında da "ben bıktım, gidiyorum" demek yok. Çevremizi saran dostlar bize ışık tutar ve gelecek zamanlara taşır. Beklentileri de çok yüksek tutmamak lazım. İyimserlik/ kötümserlik oranını tadında bırakmalı. "Yaşam sermayesi" herkese eşit verilmiş bana göre. Ama bu potansiyel gücü, herbirimiz farklı performansda kullanıyoruz. Kimi çok başarılı olurken, kimi de sahip olduklarının kıymetini bilemiyor.
"Sayılı gün çabuk geçer" derler mapusluk çekenlere. Düştüğümüz dünya yaşantılarındaki mapusluğumuz da sayılı aslında. Herbir günümüz altın kıymetinde. Ne yazık değerini bilemiyoruz. Değerini anlamak için size iyi bir yöntem: Saymayı geriye doğru yapın. Yani, kaç gününüz kaldığını sayın. Bakın o zaman, bırakın günleri, saatler bile ne kadar pahalı.
100'üme kadar yaşasam yeter diyordum. Tabi ki, önemlisi Allah sağlık, sıhhat, huzur, başarı versin. Gerisi kişisel tercihlerimize kalmış. "Hayat" denen bir oyun var ve bizlerde onun "oyuncuları"yız. "Ölüm çantada keklik" artık. Nereye gitsem, onu da yanımda taşırım; bana hayatın kıymetini hatırlatan "uğurlu bir taş" gibi.
gu;manji 130707 ÇEŞME fenomen.blogcu.com
Kalıcı Bağlantı
Yorum (yok)
Yorum yaz!
« Önceki :: Sonraki »