<?xml version="1.0" encoding="utf-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <channel>
        <title>Mutluluğa Yolculuk</title>
        <description>&quot;Hayat mutluluk getirir mi?&quot; sorusunu irdeliyoruz.</description>
        <link>http://fenomen.blogcu.com</link>
        <lastBuildDate>Thu, 05 Nov 2009 18:07:09 +0200</lastBuildDate>
     
        <item>
            <title>BİRLİKTELİK Paradoksu</title>
            <link>http://fenomen.blogcu.com/birliktelik-paradoksu_44546211.html</link>
            <guid>http://fenomen.blogcu.com/birliktelik-paradoksu_44546211.html</guid> 
            <description>&lt;p&gt;Rahat, huzur i&amp;ccedil;inde yaşamayı kim istemez? İsteriz tabi. Hastalıklar, sakatlıklar, sorunlar yaşantımızı niye sarsın ki? Ama, g&amp;uuml;ndelik yaşantılarımızda bize s&amp;uuml;rekli eşlik eder bu p&amp;uuml;r&amp;uuml;zler. Daha verimli, daha doyumlu yaşayabilmenin &amp;ouml;n&amp;uuml;ndeki engellerdir t&amp;uuml;m bunlar.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bir kez zihnimizi &quot;sorunsuz yaşamaya&quot; odaklandıralım. Asalak gibi hayatımıza yapışan t&amp;uuml;rl&amp;uuml; &amp;ccedil;eşitli problemleri sil baştan değerlendirelim. Ger&amp;ccedil;ekten t&amp;uuml;m bu parazit yaşantıları beraberimizde getirmek durumunda mıyız? Yoksa ortada bir &quot;birliktelik paradoksu&quot; mu var?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&quot;Birliktelik paradoksunu&quot; anlatmak biraz zor. Alışageldiğimiz paradokslardan değil bu. Ama adından başlayarak gidebiliriz. Bir kere bir &quot;birliktelik&quot; var. Yani, ana fakt&amp;ouml;r&amp;uuml;n yanı sıra ona eşlik eden bir asalaklık durumu var. &quot;Suyun ıslak olması&quot; buna sembolik, g&amp;uuml;zel bir &amp;ouml;rnek. Islak olmayan bir su kurgulayamayız zihnimizde. Ana fakt&amp;ouml;re bağlı ya da ona s&amp;uuml;rekli eşlik eden ikincil fakt&amp;ouml;rlerden s&amp;ouml;z ediyoruz. Bu fakt&amp;ouml;r (ya da fakt&amp;ouml;rler) istenen/ ya da istenmeyen, olumlu/ ya da olumsuz etkilerde olabilir. &amp;Ouml;nemli olan aralarında g&amp;uuml;&amp;ccedil;l&amp;uuml; bağların olmasıdır. Bitkilerin yetiştiği bir ortamda b&amp;ouml;ceklerin de olması gibi. Yaz aylarında sineklerin &amp;ccedil;oğalması gibi. Cep telefonlarının radyasyon taşıması gibi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Eşlik eden fakt&amp;ouml;r&amp;uuml; sıyırıp atma imkanımız olabilir. Mutlak koşullardan bahsetmiyoruz. T&amp;uuml;m&amp;uuml;yle &quot;tecrit&quot; edebileceğimiz doğal ortamlar yok. Ortamın t&amp;uuml;m&amp;uuml;yle &quot;steril&quot; olması &amp;ccedil;ok zor.&amp;nbsp; Oluşum, kendi doğallığı &amp;uuml;zerine s&amp;uuml;regeliyor. Olağana meyil s&amp;ouml;z konusu. &amp;Ouml;rneğin insan v&amp;uuml;cudunda, v&amp;uuml;cudun kendi oluşumu dışında varolan ve yaşamlarını bedene bağımlı olarak s&amp;uuml;rd&amp;uuml;ren mikroorganizmalar var ve bunlardan t&amp;uuml;m&amp;uuml;yle arınmamız m&amp;uuml;mk&amp;uuml;n değil. Eğer v&amp;uuml;cudu steril etmeye &amp;ccedil;alışırsak, v&amp;uuml;cudun da nor.. ( &lt;a href=&quot;http://fenomen.blogcu.com/birliktelik-paradoksu_44546211.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Mon, 25 May 2009 15:09:00 +0300</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Başarı İsteği</title>
            <link>http://fenomen.blogcu.com/basari-istegi_44545851.html</link>
            <guid>http://fenomen.blogcu.com/basari-istegi_44545851.html</guid> 
            <description>&lt;p&gt;&quot;&lt;strong&gt;Başarı&lt;/strong&gt;&quot;, hayat akışımızda &amp;ouml;nemli bir unsurdur. Kişisel b&amp;uuml;t&amp;uuml;nl&amp;uuml;ğ&amp;uuml;m&amp;uuml;zde ve &amp;ccedil;evre ile ilişkilerimizde b&amp;uuml;y&amp;uuml;k rol&amp;uuml; vardır. Ruhsal doyum ve daha mutlu yaşamak i&amp;ccedil;in de &amp;ccedil;ok etkindir. Sağlıklı ortalama bir insan mutlaka yaşamında başarıyı ister/ arzular. &lt;strong&gt;Başarı&lt;/strong&gt;, bir &quot;can suyu&quot; gibidir. Ruhu ve bedeni besler.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kişilerin farklı &quot;başarı&quot; tanımları olabilir. Sahip oldukları donanım doğrultusunda hayatı algılayış şekline bağlı&amp;nbsp;bir başarı tanımları olabilir ve d&amp;uuml;nyaya da bu başarı tanımı &amp;uuml;zerinden bakalbilirler. Kimi maddiyatı &amp;ouml;n planda tutar; para, m&amp;uuml;lk, g&amp;ouml;sterişi sağlayacak giyim, takı, eşya gibi aksesuarlara y&amp;uuml;ksek anlamlar y&amp;uuml;kleyebilir. Kimileri hırs, ihtiras, daha fazla yetki, daha parlak etiketler gibi erke bağlı başarılar peşinde koşabilir. Kimileri ise şevkat, beğeni, sevgi g&amp;ouml;sterisi, merhamet gibi duygu-yoğun hedefler peşindedir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kişinin beklentileri, &quot;başarı&quot;nın rengini ve i&amp;ccedil;eriğini belirler. Başarıya giden yolda bir istek ve gayret olmak durumundadır. İleride bir ulaşılacak &lt;strong&gt;hedef&lt;/strong&gt; vardır ve oraya gitmek i&amp;ccedil;in bir &amp;ccedil;aba, emek, gayret, istek, niyet koyulmalıdır ortaya.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Evet, kader akışı i&amp;ccedil;inde zaman zaman &amp;ccedil;ok parlak başarılar karşımıza &amp;ccedil;ıkabilir. Ama eğer biz ger&amp;ccedil;ekten arzulamamış ve kurgulamamış isek bu başarıyı ya yeterince g&amp;ouml;rmez, ya da kıymetini bilmeyiz. Hayatımızda başarı ile interaktif bir etkileşim vardır. Bize sunulan bir kaynak vardır ve bizim buradan &amp;ccedil;ekebildiğimiz &quot;&lt;strong&gt;imkanlar&lt;/strong&gt;&quot; vardır. Belki bazen şansımızı zorlayıp kaynaktan daha fazla &quot;imkan&quot; &amp;ccedil;ekebiliriz. Bazen de imkanlar bize gelirken/ sunulurken duyarsız davranırız ve pas ge&amp;ccedil;ebiliriz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Zaman zaman durup kendi hayat envanterimizi sorgulamalıyız. Ama&amp;ccedil;larımızda, isteklerimizde, dileklerimizde, memnuniyetimizde, ulaşmaya &amp;ccedil;alış.. ( &lt;a href=&quot;http://fenomen.blogcu.com/basari-istegi_44545851.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Mon, 25 May 2009 15:00:00 +0300</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Arkadaşlarımı mim'liyorum ; -)</title>
            <link>http://fenomen.blogcu.com/arkadaslarimi-mim-liyorum_35975401.html</link>
            <guid>http://fenomen.blogcu.com/arkadaslarimi-mim-liyorum_35975401.html</guid> 
            <description>&lt;p&gt;;- P&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; :&amp;nbsp; )&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Sevim Saplar tarafından mim'lendim.&lt;br /&gt;Konu ş&amp;ouml;yle:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;1. Yakınınızda bulunan bir kitabı alın.&lt;br /&gt;2. 161. sayfasını a&amp;ccedil;ın.&lt;br /&gt;3. 2. paragafını bulun.&lt;br /&gt;4. Blog sayfanıza yazın.&lt;br /&gt;5. En g&amp;uuml;zel kitabı veya en g&amp;uuml;zel c&amp;uuml;mleyi bulup yazmayın! Sadece en yakınınızdaki kitabı!&lt;br /&gt;6. 5 blog arkadaşınıza yollayın.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;- Buluduğumuz an: En mutlu ve keyifli olmam gereken zaman. Rahat ve huzurlu olmalıyım.&lt;br /&gt;- Ge&amp;ccedil;miş: &amp;Uuml;z&amp;uuml;l&amp;uuml;p hayıflanmak i&amp;ccedil;in değil, ders almak ve gelecekte aynı hataları yapmamak i&amp;ccedil;in incelemem ve değerlendirmem gereken zaman dilimi.&lt;br /&gt;- Gelecek: Yaşantımı g&amp;uuml;vence altına almam, atacağım adımları hesaba katmam gereken zaman dilimi.&amp;nbsp; &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Mutluluğa Yolculuk (Sel&amp;ccedil;uk Coşkun) 21.12.1995&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ve ben sıramı diğer arkdaşlarım&amp;nbsp; &lt;a target=&quot;_blank&quot; href=&quot;http://yansimalar.blogcu.com/&quot; title=&quot;yansimalar&quot;&gt;yansimalar&lt;/a&gt;, &lt;a target=&quot;_blank&quot; href=&quot;http://bengisuyum.blogcu.com/&quot; title=&quot;bengisuyum&quot;&gt;bengisuyum&lt;/a&gt;, &lt;a target=&quot;_blank&quot; href=&quot;http://beyazleke.blogcu.com/&quot; title=&quot;beyazleke&quot;&gt;beyazleke&lt;/a&gt; , &lt;a target=&quot;_blank&quot; href=&quot;http://mavidiyar.blogcu.com/&quot; title=&quot;mavidiyar&quot;&gt;mavidiyar&lt;/a&gt;, &lt;a target=&quot;_blank&quot; href=&quot;http://kamuranesen.blogcu.com/&quot; title=&quot;kamuranesen&quot;&gt;kamuranesen&lt;/a&gt; 'a devrediyorum. :)&lt;/p&gt;.. ( &lt;a href=&quot;http://fenomen.blogcu.com/arkadaslarimi-mim-liyorum_35975401.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Wed, 13 Feb 2008 10:31:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Ruhsal Ailem</title>
            <link>http://fenomen.blogcu.com/ruhsal-ailem_32182291.html</link>
            <guid>http://fenomen.blogcu.com/ruhsal-ailem_32182291.html</guid> 
            <description>&lt;p&gt;&lt;a href=&quot;http://img2.blogcu.com/images/f/e/n/fenomen/dsc00105.jpg&quot; target=&quot;_blank&quot;&gt;&lt;img src=&quot;http://img2.blogcu.com/images/f/e/n/fenomen/dsc00105.jpg&quot; border=&quot;0&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Sanırım modern hayatın bize getirileri bunlar. Aynı ortamda yaşarken &amp;ccedil;ok kişi ile sosyal ve duygusal &amp;ccedil;arpışmalara giriyoruz. Bu, daha &amp;ccedil;ok sosyal bir yaratık olmamızdan kaynaklanıyor. Buna duygusal dalgalanımlarımız da eklenince benzer sahneler otomatik olarak yaşanıyor. Tabi &amp;ouml;nemli olan dengeleri &amp;ccedil;ok iyi koruyabilmek. Aksi taktirde hayal kırıklıkları ve h&amp;uuml;sran daha baskın &amp;ccedil;ıkar.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Bir sezgiler ve duygular denizim var ve burayı s&amp;uuml;rekli olarak besliyor olmam gerek. Bazen sadece r&amp;uuml;yalarda yaşıyorum olağan-&amp;uuml;st&amp;uuml; g&amp;uuml;zellikleri. Bazen de anlık duygulanımlar gelip beni buluyor. İnsanların enerjilerini bazen seviyorum. Dişi enerjiler beni besliyor ve mutlu kılıyor. &amp;Ccedil;ok sayıda meleğim olduğunu biliyorum. Onları saygı ve minnetle kutsuyorum. Hayat denen r&amp;uuml;yama anlam ve zevk katan yaratıklar onlar.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Gene de aynı ipte &amp;ccedil;ok sayıda cambazın oynaması gibi &amp;ccedil;atışmalar ya da paylaşamamalar yaşanıyor. Bunu yaşadığımız topraklara ve k&amp;uuml;lt&amp;uuml;re bağlıyorum. Etnik k&amp;ouml;kenlerim bu d&amp;uuml;nya dışına dayandığı i&amp;ccedil;in bu d&amp;uuml;nya yaşantılarına ayak uydurmakta &amp;ccedil;ok zorlanıyorum. Bu d&amp;uuml;nyanın benim i&amp;ccedil;in ge&amp;ccedil;ici bir istasyon olduğunu &amp;ccedil;ok iyi biliyorum. Ne kadar hasarsız ve zedesiz atlatırsam o kadar iyi. Ruhsal ailemi &amp;ccedil;ok seviyorum. İyisi ve k&amp;ouml;t&amp;uuml;s&amp;uuml; ile onları kabulleniyorum. Bana refakat ettiklerini biliyorum. Bu aşamada internete &amp;ccedil;ok minnettarım; 2150'den dostlarımı bana getirdiği i&amp;ccedil;in. Duygular alemi, i&amp;ccedil;inde yaşadığımız sosyal ortamların &amp;ccedil;ok &amp;ouml;tesinde bir alem. Mutat &amp;c.. ( &lt;a href=&quot;http://fenomen.blogcu.com/ruhsal-ailem_32182291.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Sat, 27 Dec 2008 13:05:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>papatyanın yapraksız sapı</title>
            <link>http://fenomen.blogcu.com/papatyanin-yapraksiz-sapi_21044041.html</link>
            <guid>http://fenomen.blogcu.com/papatyanin-yapraksiz-sapi_21044041.html</guid> 
            <description>&lt;p&gt;Geldiğim yaşı d&amp;uuml;ş&amp;uuml;n&amp;uuml;nce hayatın ne kadar kısa olduğunu daha bir idrak ediyorum. Bunca yıl hangi arada ge&amp;ccedil;ti? Ya da ge&amp;ccedil;erken ben neredeydim? Matematiksel bir hesap yapsam, şartları da zorlayarak... demek ki yolun b&amp;uuml;y&amp;uuml;k bir kısmını &amp;ccedil;oktan ge&amp;ccedil;mişim. Bundan sonra ne kadar yaşayacağım belli değil.. Ama ne derece sağlıklı olacağım? Bu &amp;ccedil;ok ş&amp;uuml;pheli. Yani, bir 100 yıl daha yaşayabilecek olsam dahi bunu sağlıklı/ sıhhatli yaşayamadıktan sonra &amp;ccedil;ok faydası yok. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki, hayat adına yapılabileceklerin ne kadarını yapabildim? Bazen &amp;ouml;mr&amp;uuml;m&amp;uuml;z&amp;uuml; &quot;kelebeğin &amp;ouml;mr&amp;uuml;&quot; ile kıyaslamalıyız. Zaman &amp;ccedil;ok g&amp;ouml;receli bir değer. &quot;Yapabileceklerimin ne kadarını yaptım&quot; &amp;ouml;nemli bir soru.. T&amp;uuml;m&amp;uuml;n&amp;uuml; yapabilmek m&amp;uuml;mk&amp;uuml;n değil bence. Zaten, hayat gailesi dediğimiz &amp;ccedil;abalar aslında &quot;ıskarta&quot; yaşamlar. Birşeyler yapıyor g&amp;ouml;r&amp;uuml;n&amp;uuml;p de aslında rutin işlerle uğraştığımız &amp;ccedil;ok oluyor. T&amp;uuml;m bunları &quot;yapılanlar&quot; listesine katmak gereksiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gene de, hayatı bir sinema salonu gibi g&amp;ouml;r&amp;uuml;yorum. Birileri geliyor, kendi filmlerini izliyor, başkaları geliyor, onlar da kendi filmlerini izliyor. Herkes aynı filmi izlese bile, filmi kendine g&amp;ouml;re yorumluyor, kendine g&amp;ouml;re anlamlandıyor. Ama, d&amp;uuml;nya filmi oynamaya devam ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&quot;D&amp;uuml;nya filminin senaryosu&quot;nu ne derece değiştirebiliyoruz? İşte &quot;&amp;ouml;z&quot; burada. Yoksa hayatın &quot;rutin&quot; olayları zaten &quot;dolgu&quot;. Bir can verilmiş bize ve şu an bilemediğimiz g&amp;uuml;n sayısı sınırlı. Bir papatyanın yapraklarını koparır gibi, birer birer solduruyoruz g&amp;uuml;nleri. Ve bir g&amp;uuml;n elimizde kalıyor papatyanın yapraksız sapı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gumanji 2,8,008&lt;/p&gt;.. ( &lt;a href=&quot;http://fenomen.blogcu.com/papatyanin-yapraksiz-sapi_21044041.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Sat, 02 Aug 2008 10:09:00 +0300</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Gitme eylemi içinde...</title>
            <link>http://fenomen.blogcu.com/gitme-eylemi-icinde_20121361.html</link>
            <guid>http://fenomen.blogcu.com/gitme-eylemi-icinde_20121361.html</guid> 
            <description>&lt;p&gt;duygular dans ediyor yakamozların g&amp;ouml;lgesinde&lt;a target=&quot;_blank&quot; href=&quot;http://img2.blogcu.com/images/f/e/n/fenomen/1216284299resim_113.jpg&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; width=&quot;130&quot; src=&quot;http://img2.blogcu.com/thumbs/f/e/n/fenomen/1216284299resim_113.jpg&quot; height=&quot;130&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;k&amp;ouml;p&amp;uuml;ğ&amp;uuml;ne dolgun şampanya misali&lt;br /&gt;kabarıp kabarıp geliyor &amp;ccedil;ıldırmalar&lt;br /&gt;bir &amp;ccedil;ırpıntılı denizin ortasında &lt;br /&gt;dingin bir kamarada kilitliyim&lt;br /&gt;zaman ve zamansızlığın &amp;ouml;te yarısına sarkmış&lt;br /&gt;sanki bir &amp;ccedil;izik atılsa duygularıma&lt;br /&gt;d&amp;ouml;k&amp;uuml;l&amp;uuml;p sa&amp;ccedil;ılacak ortalığa&lt;/p&gt;&lt;p&gt;fır fır d&amp;ouml;nen rulet g&amp;ouml;beğinde&lt;br /&gt;akışın tersine yol alan bir kırmızı top var&lt;br /&gt;sonsuz ve sorunsuz bir d&amp;ouml;n&amp;uuml;şe mahkum&lt;br /&gt;hep d&amp;ouml;n&amp;uuml;p duruyor duruyor&lt;br /&gt;eylemsizlik ve dinginliğin bir acı &amp;ccedil;atışması bu&lt;/p&gt;&lt;p&gt;hayat b&amp;ouml;yle ge&amp;ccedil;er bu r&amp;uuml;yada&lt;br /&gt;bir m&amp;uuml;cadele gerekli r&amp;uuml;yadan uyanmamak i&amp;ccedil;in&lt;br /&gt;bedenime can veren kan bu &amp;ccedil;&amp;uuml;nk&amp;uuml;&lt;br /&gt;duygularımı azdıran bu besin&lt;br /&gt;varsın depresyon beni vursun&lt;/p&gt;&lt;p&gt;gumanji &lt;br /&gt;17,07,2008 &lt;a target=&quot;_blank&quot; href=&quot;http://www.sonsuz.us/&quot;&gt;www.sonsuz.us&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;.. ( &lt;a href=&quot;http://fenomen.blogcu.com/gitme-eylemi-icinde_20121361.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Thu, 17 Jul 2008 11:34:00 +0300</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Ahlaki Sınav Alanı</title>
            <link>http://fenomen.blogcu.com/ahlaki-sinav-alani_13521661.html</link>
            <guid>http://fenomen.blogcu.com/ahlaki-sinav-alani_13521661.html</guid> 
            <description>&lt;P&gt;Dünya alanının bizim için bir sınav alanı olduğuna inanıyorum. Kendimi daimi olarak bir truman show içinde hissediyorum. Yaşam boyunca ilerleyişimde kendi üzerime deneyimlerim ile kişisel bir gelişmeyi sergileyeceğimi düşünüyorum. Bu sırada yoğun olarak çevremi gözlemliyorum ve kozmik boyutta yaşadıklarımı/ hissettiklerimi/ duygularımı/ sezdiklerimi raporluyorum. Bunu çok otomatik olarak yapıyorum. Raporlama için özel bir cihaz ya da yöntem kullanmama gerek yok. Kozmik boyut ile aramda GPRS bağlantısı var. Gördüklerimi ve algıladıklarımı anında aktarıyorum. &lt;/P&gt;
&lt;P&gt;Bir şekilde çevremdeki tüm olaylar ve durumlar tespit ediliyor. Kamera bizatihi gözlerim. Kural ihlalleri ve aykırılıkları kendiliğinden spontane olarak fark-ediyorum. Etrafın &quot;ahlaksal&quot; değerlendirilmesi saniyeler içerisinde devreye giriyor. İnsan denen yaratıkların dünya yaşantıları bu şekilde sürekli olarak gözlemleniyor organik kameralar tarafından.&lt;/P&gt;
&lt;P&gt;Tabi bunun psikolojik yükleri çok ağır. Çoğu insan habersizdir kendinin bir raportör olduğundan. Bu onların daha rahat bir hayat yaşamasını sağlar. Oysa ki &quot;var-oluşun dayanılmaz yükünü keşfetmek&quot; düşman başına. Böylece, sürekli bir paranoya modunda sürdürmeye tabi oluyorum. Gene de bu bir iş-bölümü. Bazı kişilerin de sakıncalı görevler alması kaçınılmaz. &lt;/P&gt;
&lt;P&gt;Aslında, ne kadar zihin varsa, o kadar da çevreyi tarayan gözler var demektir. Kendiliğimizin sorumluluğunu sürekli değerlendirmek durumundayız. Bu, insanoğluna yüklenmiş çok ağır bir mesuliyet. &quot;Suç&quot; güdüsü sürekli olarak devrede. Bu faktör, bir &quot;oyunu zorlaştırıcı&quot; olarak hayatlarımıza giriyor. Böylece, dingin ve sakin bir yaşantı ihtimali azalıyor. &quot;Karıştırıcı&quot; güçler sürekli olarak görevde. &lt;/P&gt;
&lt;P&gt;Bu dünya varoluşunun ana amacı &quot;yüksek iyi ahlak&quot; olmalı. Bunu gerçekleştirmek için sürekli gayret gösteriyoruz. Hayat mücadelesi dedikleri esasında bu olmalı. Ne derece idrak edebiliyoruz? O ayrı mesele. Bilincimiz yükseldikçe hayatı tanımlamamız da değişecek doğal olarak.&lt;/P&gt;
&lt;P&gt;gu.. ( &lt;a href=&quot;http://fenomen.blogcu.com/ahlaki-sinav-alani_13521661.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Mon, 14 Apr 2008 23:51:00 +0300</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Eşgüdümlü Gözleme</title>
            <link>http://fenomen.blogcu.com/esgudumlu-gozleme_9173781.html</link>
            <guid>http://fenomen.blogcu.com/esgudumlu-gozleme_9173781.html</guid> 
            <description>&lt;P&gt;Böylece ben kısıtlı bir zaman diliminde hayatın sözel fotoğrafını çekiyor olsam bile eşgüdümlü yaşantılar içinde sizler çok çok farklı zamanlarda bu sohbetleri paylaşabileceksiniz. Aslında kaç kişinin ve ne zaman paylaştığının da pek önemi yok. Evrensel jüri bir kez duymuş oluyor dağarcığınıza düşeni, fikirlerinizden geçeni. Öylesine derin ve donanımlı bir evren içinde yaşıyoruz ki, sadece davranışlarımız değil, entellektüel yaşantılarımız, duygusal yaşantılarımız, sezgisel yaşantılarımız ve internet yaşantılarımız anı-anına kayıt altına alınıyor. Yaşamımızın her anı kaydediliyor, fişleniyor ve arşivleniyor. &lt;/P&gt;
&lt;P&gt;&amp;nbsp;&lt;/P&gt;
&lt;P&gt;Elbet çok irrite edici ve irkiltici bir farkındalık bu. Düşünsenize, her kıpırdayışınız, her nefesiniz, kalbinizin her atışı ve zihninizden geçen her elektrik akımı takip ediliyor. Senkronize ya da eşgüdümlü olarak izleniyorsunuz.&lt;BR&gt;Mahremiyet nerede kaldı?&lt;BR&gt;Hani gizlilik?&lt;BR&gt;Hani özel hayatınız?&lt;BR&gt;Hani kişisel inançlarınız?&lt;BR&gt;Hani duygusal dokunulmazlığınız?&lt;BR&gt;Hani çıplaklığınızı örten giysileriniz?&lt;/P&gt;
&lt;P&gt;&amp;nbsp;&lt;/P&gt;
&lt;P&gt;Aslında &quot;akaşik kayıtlar&quot; her dönem böyleydi. Sadece biz bilmiyorduk. Bizim çocukluğumuzda sesleri ve görüntüleri kaydeden böylesine cihazlar yoktu. Bilgileri ve eylemleri kaydeden/ saklayan, gerektiğinde &quot;şak&quot; diye karşınıza çıkaran &quot;digital&quot; sistemler yoktu. Banka kartları dağıtılırken bilgisayarların bu bilgileri nasıl tutacağı konusunda kuşkularım vardı. Oysa şimdi uydulardan an be an gözlemlendiğimizi çok iyi biliyoruz. Artık saklayacak şeylerimiz kalmayacak. Üstelik en derin kimliklerimize kadar &quot;görülüyoruz&quot;.&lt;/P&gt;
&lt;P&gt;&amp;nbsp;&lt;/P&gt;
&lt;P&gt;&quot;Yeni Çağ&quot;ın bu getirisi hiç hoşuma gitmiyor. Her ne kadar tüm çağlarda böyle olsa bile, şimdi eylem tamamen aşikar oldu. XRay cihazında sürekli tutuluyormuşçasına içimiz- dışımız ortada. Sakınmalı/ muhafazakâr/ gizemli/ çekinik/ kapalı mi.. ( &lt;a href=&quot;http://fenomen.blogcu.com/esgudumlu-gozleme_9173781.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Thu, 21 Feb 2008 23:33:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Zaman İllüzyonu</title>
            <link>http://fenomen.blogcu.com/zaman-illuzyonu_9057821.html</link>
            <guid>http://fenomen.blogcu.com/zaman-illuzyonu_9057821.html</guid> 
            <description>&lt;P&gt;Selam Dostlar,&lt;/P&gt;
&lt;P&gt;İstanbul günlüklerine bir sayfa daha eklemek istiyorum.&lt;/P&gt;
&lt;P&gt;Öyle ya, yıllar sonrasında dönüp de baktığımda çakıl taşlarını bulabilmeliyim.&lt;/P&gt;
&lt;P&gt;Her ne kadar ben &quot;zaman illüzyonu&quot;, vakit lineer olarak akmaz desem de, içinde yol aldığım bir sistem var. Elbet sıkı sıkıya bu sisteme&amp;nbsp;tabiyim. İliklerime kadar. Hayatımıza giren/ girecek olaylar belirli olsa bile biz bir şekilde zaman çarkına tabiyiz. O olay eninde sonunda gerçekleşecek. Ama bir yeri ve belirli bir zamanı var.&lt;/P&gt;
&lt;P&gt;Yani,&amp;nbsp;bir öncesinde ya da bir sonrasında olması tabiki önemli. Çünkü bir uzun metrajlı filmin ortalarındayız ve başımıza gelecek olayları beklemek demek, gelecek bir zamanı beklemek demek.&amp;nbsp;&lt;/P&gt;
&lt;P&gt;Totalda belki de yaşadıklarımız/ yaşayacaklarımız değişmiyor. Yaşam CDmize kazınmış bir kader haritamiz var. Ne kadar zorlarsak zorlayalım bu haritanın&amp;nbsp; dışına çıkamıyoruz. Çırpınmalarımız kafesimizin limitleri kadar. Üzülmek ya da sevinmek beyhude. Yaşanacaklar mutlak suretle yaşanacak. Tabi olduğumuz makro ve mikro kader sistemleri var. &lt;/P&gt;
&lt;P&gt;İçinde oynadığımızı/ kurguladığımızı/ debelendiğimizi/ efor sarfettiğimizi/ belirlediğimizi sandığımız hayat bizim insiyatiflerimizin çok çok ötesinde bir kader örüntüsünün bir eseri/ sonucu.&lt;/P&gt;
&lt;P&gt;&amp;nbsp;&lt;/P&gt;
&lt;P&gt;Gene de biz hayat oyununu oynuyoruz. Sanki biz oynuyormuşcasına. Bazen coşuyoruz/ seviniyoruz, bazen kahroluyor/ üzülüyoruz... Sürekli doyurmamız gereken bir duygu ve fiziksel&amp;nbsp;bedenlerimiz var. Onun ihtiyaçlarını karşılayamadığımız sürece bize eziyet olarak geri dönüyor. Ne yazık, eziyete ve sıkıntılara dayanıksız bir yapımız var. &lt;/P&gt;
&lt;P&gt;&amp;nbsp;&lt;/P&gt;
&lt;P&gt;Sanırım bu hem- hem yapısında bize gene mücadele etmek düşüyor. Hayatın problemlerini çok da dert etmeden, ırmağın akış.. ( &lt;a href=&quot;http://fenomen.blogcu.com/zaman-illuzyonu_9057821.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Wed, 20 Feb 2008 16:08:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Dünyasal Göz</title>
            <link>http://fenomen.blogcu.com/dunyasal-goz_7763341.html</link>
            <guid>http://fenomen.blogcu.com/dunyasal-goz_7763341.html</guid> 
            <description>&lt;P&gt;Kelimeleri yitirdim bu gün. Varsıllığımda yok artık kelimeler. Onlar artık ne derdimi anlatabiliyor, ne de derdime derman olabiliyor. Uzun ve derin bir rüya görüyorum tarifi müşkül. Kimi zaman bulutlar üstünde uçuyorum mutluluklardan, kimi zaman aşk acıları çekiyorum. Acılar ve tatlılar polar dünyanın ikramları bize. Hani karanlık olmasa aydınlığı bilmezdik, kötü olmasa iyiyi bilmezdik, zor olmasa kolayı bilmezdik ya; tarif edilecek manzaralar olmasa da öylesine akıp geçerdi bilincimizden hayat nehri. &lt;/P&gt;
&lt;P&gt;Gündelik sorunlar ve tartışmalarımızın çoğu bu &quot;hayatı kaale alma&quot; sendomunun bir sonucu. Şanslı /avantajlı/ forslu/ varlıklı olup olmadığımız hep göreceli. Yaşadığı hayattan tümüyle memnun olan kimler acaba? Bildikleri, uyguladıkları sihirli bir formül/ yöntem var mı? Eğer bu yöntemi bizler de uygulasak aynı mutluluk pozisyonlarına ulaşabilir miyiz?&lt;/P&gt;
&lt;P&gt;Yaşamın anlamını sorgulayan sınırlı sayıda kişi büyük ihtimal bu arayışa girmiştir. Pek çoğumuz ise gündelik hayatın hay-huyu içinde savrulup duruyoruz oradan oraya. Varılması gereken bir hedef var mı varoluşumuzu anlamlandıran? Yoksa öylesine yaşadığımızı zannederek sürdürüyor muyuz ömrümüzü? &lt;/P&gt;
&lt;P&gt;Yine de aşk her yerde. Sinemalarda, tiyatroda, radyoda, sokaklarda, vapurlarda, duraklarda. İçimden dışarı taşarcasına onunla doluyum. Evrenin bir hediyesi bize. Bol keseden ve bonkörce. Duygusal algılayıcılarımız aşkı ne kadar koklayabiliyor? Onu ne derece görebiliyor? Ona hangi hassaslıkta dokunabiliyor? Sabunlu sudan balonlar gibi uçuşup duruyor da çevremizde aşk, bizse ona dokunmaya korkuyoruz. Korkuyoruz ki, bir deysek tüm renkleri, tüm canlılığı, tüm sihiri, tüm sevecenliği ile uçup gidecek O. &lt;/P&gt;
&lt;P&gt;Sınırsız şansımız yok. Hayatın güzellikleri hep var ama Ona erişmemiz kısıtlamasız değil. İnanın, bu bizim zihnimizde kurduğumuz bir kısıtlama değil. Kısıtlama var; çünkü nadir olan değerlidir. Eğer çokça olsaydı kıymetini böylesine bilmezdik. Ama pırlanta gibi, yakut gibi, elmas gibi değerli. Az ve z.. ( &lt;a href=&quot;http://fenomen.blogcu.com/dunyasal-goz_7763341.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Wed, 06 Feb 2008 14:48:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Hiperküpte Oyun</title>
            <link>http://fenomen.blogcu.com/hiperkupte-oyun_7088191.html</link>
            <guid>http://fenomen.blogcu.com/hiperkupte-oyun_7088191.html</guid> 
            <description>
&lt;P&gt;Silkindi ve çevresine baktı. Son zamanlarda bir tik gelmişti üzerine. Sanki birileri onu sürekli gözlüyordu. Gene şizofren takıntılarından biri olduğunu geçirdi aklından. Çantasını açtı ve 4 mg.lık hapından attı ağzına ve susuz yuttu. Bir kaç haftadır devam ettiği tiyatro çalışmalarının kendine yaramadığından dem vurdu. Evet, çalışmalar sırasında keyif alıyordu ama bir şekilde ruhuna neşter atılıyordu. Duygularının ve hissiyatının bu şekilde de'şifre edilmesi içten içe beslediği ruhunu deşiyordu sanki. Yıllardır içinde boğuştuğu nevrotizma onu sanatsal hayatında çok yüksek mertebelere taşımıştı lakin, sosyal ilişkilerinde yetersiz yaşantıları vardı. İnsanlarla birarada olmaktan sıkılıyor, onların söylemlerini dinlemekten imtina ediyordu. &lt;/P&gt;
&lt;P&gt;Sanırsam kendine bir dünya kurmuştu ve çevresindeki dünyayı bu dünyaya uyumlandırmaya çalışıyordu. Ne çare ki, dış dünyayı dileklerine göre yönlendirmesi epeyi zordu. Çünkü, sadece niyet ile çevresel olaylar yön değiştirmiyor, şekle girmiyordu. Televizyonda seyrettiği haberler, hayalinde kurduğu ülkeye hiç ama hiç benzemiyordu. Günden güne de uzaklaşıyordu çevresel yaşantılardan. İdeal fikirler vardı sanki kafasında da, bunlar yaşadıkları ile tam bir uyumsuzluk sergiliyordu. Kendini bu ucube dünyaya ne derece kabullendirebilir, ne derece intibak sağlayabilirdi. &lt;/P&gt;
&lt;P&gt;Bir uyumsuzluk arayışı değildi onunki. Ya da bir inatlaşma yarışı değildi. Kendini tüm olağanlığıyla kabul etmeye hazırdı. Belli ki, dünya böyle bir yerdi ve dünyayı kendine uydurma şansı olmadığına göre, kendisi bu çapraşık düzene ayak uydurmak zorundaydı. Oldum olası bu &quot;zorundalık&quot; ifadesi hoşuna gitmemişti. Yaşamak bir &quot;zorundalık&quot; gereği olmamalıydı. Heyhat, bunu dilemek için çok geç kalmıştı. Ve hatta dilemesi bir şeye yaramazdı. &lt;/P&gt;
&lt;P&gt;Bir zamanlar eline &quot;saklanan sırlar&quot; isimli bir kitap geçmişti. Hayat üzerine pek çok bilgiye bu kitaptan ulaşmıştı. Zihinsel olsun, gerekse duygusal olsun yaşadığı mutlulukların çoğununu bu kita.. ( &lt;a href=&quot;http://fenomen.blogcu.com/hiperkupte-oyun_7088191.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Tue, 29 Jan 2008 18:19:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>elveda sevgili dost</title>
            <link>http://fenomen.blogcu.com/elveda-sevgili-dost_5761781.html</link>
            <guid>http://fenomen.blogcu.com/elveda-sevgili-dost_5761781.html</guid> 
            <description>&lt;P&gt;Geziniyordum çöllerde. Bir tuz gölünün orta yerinde. Gölün çıkış kapısını bir türlü bulamadan. Acı ve yakıcıydı tuz. Tenimdeki suyu emiyor, nemi çekiyordu. Canımı acıtıyordu vücuduma temas ettikçe. Kilometrelerce yürümüştüm ve artık tükenmiş haldeydim. Ne umudum kalmıştı, ne de takatım. Beynim ise hepten çalışmaz hale gelmişti. İnançlarım, değerlerim, beklentilerim, hayallerim, sevdalarım... Hepsi bir oda dolusu sabun köpüğü gibi yok olmuşlardı. Belki dünya üzerinde hala çok şey vardı yaşanan ama artık benim menzilimden çıkmış gitmişlerdi. &lt;/P&gt;
&lt;P&gt;Benim için derin bir parlaklığın içinde yoğun bir sis vardı. Evet, hala buradaydım ama yaşam denilen rüya çoktan flulaşmıştı. Bulanık bir siste yol alıyordum. Hatıralar birer birer zihnimden siliniyordu kocaman bir silgi tarafından. Acımasızca ve sakınmasızca. Sanki hiç yaşanmamışçasına, sanki hiç olmamışçasına. &amp;#8220;Hayat&amp;#8221; denen muamma ne kadar da boşmuş. Şimdi iliklerime kadar bu bariz gerçeği hissediyorum. Bir fabrika yangını gibi bir anda sarıp buzdan alevler her yeri, önene ne çıkarsa talan edip, silip süpürerek mükemmel bir &amp;#8220;yokedici&amp;#8221; olarak görevini yapıyor. Duyguları ve merhameti yok.&lt;/P&gt;
&lt;P&gt;Hani sabah tüm sevecenliğinizle merhaba dersiniz ya yeni güne.. Gece boyu boğuşa durup deli rüyalarla.. &amp;#8220;Hayırdır İnşallah&amp;#8221; nidaları arasında hatırlamaya çalışırsınız yaşadıklarınızı. Heyhat! Bir görünmez el buruşturup buruşturup silip atıyordur seri bir şekilde. Ne kalıyor elinizde yaşanmışlıklardan? Hani nerede o inanılmaz hülyaların kanıtı? Kocca bir hiçlik!&lt;/P&gt;
&lt;P&gt;Gene de bulutlu bir şubat akşamının gecesinde, aysız bir gecede perdelenmiş gökyüzünün siluetinde göz kırpıyor dost yıldızlar. Sıyrılarak kara bulutların arasından milyon kilometrelerce öteden. Rüzgarın sesi fısıldıyor... &amp;#8220;Belki de bir anlamı vardır tüm bu didişmelerin.&amp;#8221; &lt;/P&gt;
&lt;P&gt;Mutluydum ben çölde. Hayallerim vardı çocukça heveslerime yakışan. Oya gibi ince ince işlediğim hayallerim. Umudumu ve arzularımı besleye.. ( &lt;a href=&quot;http://fenomen.blogcu.com/elveda-sevgili-dost_5761781.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Sat, 12 Jan 2008 03:05:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>&quot;bu yaşananlar gerçek mi&quot;</title>
            <link>http://fenomen.blogcu.com/bu-yasananlar-gercek-mi_4742065.html</link>
            <guid>http://fenomen.blogcu.com/bu-yasananlar-gercek-mi_4742065.html</guid> 
            <description>
&lt;P&gt;&quot;Şizofrenlerin gördüğü hüllüsinasyonların kendi içinde tutarlı olduğunu değerlendiren bizleriz&quot; tespitlerine katılıyorum. Kişi kendisine dışardan bakamadığı için kendi dünyasında yaşadıklarını hemen her zaman &quot;tutarlı&quot; olarak değerlendirecektir. Beyin, dış dünyadan ald</description>
            <pubDate>Wed, 05 Dec 2007 11:26:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Otizm ve Yapay Zeka</title>
            <link>http://fenomen.blogcu.com/otizm-ve-yapay-zeka_4725264.html</link>
            <guid>http://fenomen.blogcu.com/otizm-ve-yapay-zeka_4725264.html</guid> 
            <description>&lt;P&gt;Şizofrenide bir kişilik bölünmesi olduğu tespiti doğru. Ama otistik bir kişinin bazı bilgileri nasıl bu derece (kolay ve) hızlı öğrendiği çok önemli. Bunu araştırmak gerek. Yıllık bütçe oluşturulması gibi, beynin de kendi faaliyetleri için kapasite tayin etmesi normal ve doğaldır. Beynin total kapasitesinin artması hangi yöntemlerle olabilir? Gelecek yıllar buna çok net cevaplar verecektir. Bugünden bakınca, bu cevapları bilmediğime göre, beynin kapasite kullanım ve yönetimini ön plana koymamız şimdilik daha akılcı görünüyor. Şöyle ifade edeyim.. düşünceyi öyle bir noktada odaklayabiliriz ki, diğer alanlara kapasite ayırımını enazda tutabiliriz. Örneğin müzik ile ilgilenen biri, tüm konsantrasyonunu ve tüm ilgisini bu alana yöneltmelidir. Böylece, sahip olduğu enerji, heves ve odaklanmayı belirli bir alanda kullansın. &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Çift işlemcili/ çift hard diskli/ çift işletim sistemli bilgisayarlar benzeri, beynin kendi üzerinde ikili (ya da daha çoklu) bir yapı oluşturması, işlemlerin paralel olarak yapılabilmesi imkanını doğurur. Bu da hızı en az iki katına çıkarabilir. Bir işletim sisteminin diğerini kontrol etmesi söz konusu olabilir. Böylece sistem kendi içinde oto-kontrolünü sağlar. Birbirinden bağımsız olarak yönergeler çalıştırılabilir. Gene de toplam kapasiteyi arttırmak yönünde istenen gelişme sağlanamaz. &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Bilgilerin farklı yöntemlerle beyinde kodlanması/ saklanması ve işlenmesi bir açılım sağlayabilir. Böylece, konvensiyonel olarak kullanılan sistem çok daha verimli olarak işletilebilir. Bazen problem sadece bir dönüşüm sorunudur. Çok verimli işleyen bir sistem, bir başka sisteme entegre edilmek istendiğinde &amp;#8220;kullanım dili&amp;#8221; uyuşmazlığından dolayı etkinliğini kaybedebilir. &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Beyin, olağanüstü bir bilgisayardır. Yeni makrolar oluşturabilmesi doğal bir yeteneğidir. Öğrenmeyi öğrenebilir. Bugünkü inançlarımızın aksine, dış beyinler ile kontakt kurabilir ve bilgi/ bilinç transfer ede.. ( &lt;a href=&quot;http://fenomen.blogcu.com/otizm-ve-yapay-zeka_4725264.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Sun, 02 Dec 2007 11:51:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Ruhların Yolculuğu</title>
            <link>http://fenomen.blogcu.com/ruhlarin-yolculugu_4705949.html</link>
            <guid>http://fenomen.blogcu.com/ruhlarin-yolculugu_4705949.html</guid> 
            <description>&lt;P&gt;&quot;Ruhların Yolculuğu&quot; ve &quot;Ruhların Kaderi&quot; kitaplarında insanın geçmiş yaşantıları irdeleniyor ve ruhun süregelen yolculuğunda yaşadığı serüvenler gözleniyordu. Psikiyatrist ve psikologların araştırmalarına göre, hipnoz altındaki kişiler geriye doğru ruhsal yolculuklarında, doğuma kadar ve hatta doğum öncesi yaşantılarına kadar gidebiliyorlarmış. Daha önceki yaşantıların çok farklı ortam ve koşullarda olması mümkün. Hatta cinsiyet ve tür faklılıkları bile olabilir. &lt;/P&gt;
&lt;P&gt;Ruhun, &quot;duyguları&quot; ne derece tanıdığı, önceki yaşantılarına bağlıdır tabi ki. Önceki yaşantıların hatırlanması, sabah bir rüya gördüğümüzü düşünüp de rüyamızı hatırlayamamamız</description>
            <pubDate>Sat, 01 Dec 2007 22:47:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>&quot;duygular&quot; paket programı</title>
            <link>http://fenomen.blogcu.com/duygular-paket-programi_4705853.html</link>
            <guid>http://fenomen.blogcu.com/duygular-paket-programi_4705853.html</guid> 
            <description>&lt;P&gt;Ögrenmeyi inceleyen araştırmacılar, anlama ve ögrenmeyi dört ana başlıkta topluyorlar. a) alışkanlık b) klasik koşulama c) edimsel koşulama d) karmaşik ögrenme. &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Bunlardan &quot;alışkanlık&quot;, alışılagelmiş/ mutat uyaranı gözardı etme etkisini taşiyormuş. Gündelik yaşa.. ( &lt;a href=&quot;http://fenomen.blogcu.com/duygular-paket-programi_4705853.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Fri, 30 Nov 2007 22:45:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Yeni Çağın Yapay Zekası</title>
            <link>http://fenomen.blogcu.com/yeni-cagin-yapay-zekasi_4705816.html</link>
            <guid>http://fenomen.blogcu.com/yeni-cagin-yapay-zekasi_4705816.html</guid> 
            <description>&lt;P&gt;&amp;#8220;Bu yaşta bu zeka, ilerde yapay zeka..&amp;#8221;&lt;/P&gt;
&lt;P&gt;Çocuklugumuzda böyle bir tekerleme vardı. O zamanlar pek kafa yormamıştım. Daha doğrusu, &amp;#8220;yapay zeka&amp;#8221;nın ne&amp;#8217;menem bir şey olduğu konusunda en ufak bir fikrim yoktu. Hoş; zaten bugünde pek bir fikrim yok. Olsun, ben gene de aklıma </description>
            <pubDate>Thu, 29 Nov 2007 22:10:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Felekten Diledim Bu Kadar Dilek</title>
            <link>http://fenomen.blogcu.com/felekten-diledim-bu-kadar-dilek_4104875.html</link>
            <guid>http://fenomen.blogcu.com/felekten-diledim-bu-kadar-dilek_4104875.html</guid> 
            <description>
&lt;P&gt;Enerjisini kullanıyordu zamanın. Zaman kendi üzerine sarmalanmıştı. Vakit nakitti, ve güçtü artık. Giz, gizem, gizemlilik deli gibi sızıyordu teninden. Üç dilek dilemi</description>
            <pubDate>Thu, 06 Sep 2007 10:42:00 +0300</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>zaman sarkması</title>
            <link>http://fenomen.blogcu.com/zaman-sarkmasi_3898436.html</link>
            <guid>http://fenomen.blogcu.com/zaman-sarkmasi_3898436.html</guid> 
            <description>&lt;P&gt;Saatine bir kez daha baktı. Randevu konusunda çok titizdi. &amp;#8220;Dakik&amp;#8221; tanımlaması hafif kalır. Yüreği ağzında bir tavşan gibiydi. Sanki işler bir dakika gecikse, evrenin akışı bozulurdu. Bu kadar titiz olmak O&amp;#8217;nun diğer ilişkilerine de olumsuz yansıyordu. Arkadaşlarını zaman zaman çok huzursuz ettiğinin farkındaydı. Ama, elinden de bir şey gelmiyordu. Aşırı titizlik, yapısında vardı. &lt;/P&gt;
&lt;P&gt;&amp;nbsp;&lt;/P&gt;
&lt;P&gt;&amp;#8220;Kompetan&amp;#8221; derlerdi arkadaşları O&amp;#8217;na. Beyninin bir fabrika gibi çalıştığını söylerlerdi. O gülüp geçerdi. &amp;#8220;Tanrı vergisi bu yetenek olum&amp;#8221; derdi. &amp;#8220;Nazar etme ne olur, çalış senin de olur&amp;#8221; diye eklerdi. Diyelim, tatile çıkacak olsa, tatilinin tüm anlarını tatile çıkmadan bir bir planlardı da, tatile çıkmaya bile gerek kalmazdı. İşte öylesine sıkıcı bir adamdı. &lt;/P&gt;
&lt;P&gt;&amp;nbsp;&lt;/P&gt;
&lt;P&gt;Ama, bu sefer içinde bir daraltı kabarıp kabarıp geliyordu. Sanki beyninde yazdığı o kallavi programa bir yerlerden virüs bulaşacaktı. Yani, henüz bulaşmamıştı ama, sanki bulaşacaktı. Bostancı&amp;#8217;dan kalkan feribot, Yenikapı iskelesine yedi dakika geç yanaşmıştı. Yedi dakikalık bir fark O&amp;#8217;nun için korkunç bir açıktı. Sanki, borsaya büyük yatırımlar yapmış da, bir anda endeksler allak bullak olmuş gibi sarsılmıştı. Feribot iskeleye yanaşırken kalbi küt küt atıyordu. Bir an yüzünde gülümseme belirdi ve geçti. Geçen yaz Avşa&amp;#8217;da yaşadığı coşku dolu keyifli günleri hatırladı. Bir yaz tatilinde hiç bu kadar eğlendiğini hatırlamıyordu. &amp;#8220;Eğlenmek&amp;#8221; sözü bile onun lügatında yer almazdı halbuki. Tatile çıkarken bile, hesap makineleri, ajandası, bulmaca dergileri ve o çok değerli cep telefonunu yanından ayırmazdı. &lt;/P&gt;
&lt;P&gt;&amp;nbsp;&lt;/P&gt;
&lt;P&gt;Bu yaz Avşa&amp;#8217;ya gidip gitmeme konusunda büyük tereddütler yaşamıştı. Muhasebe bürosunu gönül rahatlığı ile teslim edebileceği birileri.. ( &lt;a href=&quot;http://fenomen.blogcu.com/zaman-sarkmasi_3898436.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Wed, 15 Aug 2007 01:49:00 +0300</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>çöreklendi AŞK</title>
            <link>http://fenomen.blogcu.com/coreklendi-ask_3871887.html</link>
            <guid>http://fenomen.blogcu.com/coreklendi-ask_3871887.html</guid> 
            <description>&lt;P&gt;Umutlarım tükendiğinde, aşkım da tükenir. Ruhumu besleyen umutlarım, için için yanan gönlümü de besler, o kor ateşi canlı tutar. Aşk, sürekli beslenmesi gereken ateş gibidir. Sürekli içimi yakar ama ben gene de onu beslerim. Kandille çalışan makine gibiyim. Ateşim söndüğünde, canlılığım da sönüp gider. Hep istim üzerinde olmak durumundayım. İçimi yakan arzu ve duygular, hep yakıcı/ hep irrite edici olmalı. Eğer, sakinlik ve dinginlik çıkıp gelirse, aşk da pencerelerden uçup gider. &lt;/P&gt;
&lt;P&gt;&lt;BR&gt;Hapsedilesi bir enerjidir aşk. Çok uzaklardan kokuları izleyerek gelip yüreğime çöreklendiğinde sevmiştim ben onu. Evet, dikenli çalı gibi içime batıyor/ içimi acıtıyor ama gene de aşırı bir bağımlılık yaratıyor diyordum kendime. Sanki bir kene tenime yapışmıştı, canımı öylesine acıtıyordu, ondan sıyrılmak istiyordum, ama söküp atamıyordum. Çünkü, bir şekilde tenimin de O'na ihtiyacı vardı. Tüm sıkıntı ve acılarıma karşın, onu söküp atmak ruhsal bir ölüm demekti.&lt;/P&gt;
&lt;P&gt;&lt;BR&gt;Evet, hayatta güçlü ve metanetliydim. Genellikle kendime yeterdim. Keyifli ve doyumlu olmayı başarabiliyordum. Ama, birşeyler eksikti. Hani, bir yağlıboya tabloya bakarsınız da, &quot;hımmm, çok güzel bir resim, lakin sanki biraz içinde heves eksik&quot; dersiniz ya; İşte öylesine, bir bütünlüğün kaçınılamaz eksikliği sergilenir yalnızlığımızda. İçine o sihirli ruh üflenmemiştir. Sahnede şarkıcı şarkısını söyler gider, şarkılarına şevk ve arzuyu katmadan. &lt;/P&gt;
&lt;P&gt;&lt;BR&gt;Çok uzaklardan gelir aşk ve ruhuma çöreklenir. Kontrastı arttırılmış bir televizyon gibiyimdir artık. Keyifleri ve tedirginlikleri doruklarda yaşarım. Kazandığım zaman çok kazanacak, kaybettiğim zaman çok kaybedeceğimdir. Kumarın makasını açmışımdır. Duygulanıml.. ( &lt;a href=&quot;http://fenomen.blogcu.com/coreklendi-ask_3871887.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Sun, 12 Aug 2007 15:22:00 +0300</pubDate>        
        </item>
        <atom:link href="http://fenomen.blogcu.com/rss.php" rel="self" type="application/rss+xml" />
</channel>
</rss>