hatıralardan bir pencere açıldı uzaklardan
7/7/2007 · Kategori: öykü
Bilincim kapalıydı. Başucumda yüzümü okşayan bir kadın vardı. Genç bir adam elimi tutmuş ovuşturuyordu. Sürekli ağlayan bir başka kadın ayaklarımı sandalyenin sırtlığına dayamış tutuyordu. Durumu kavramaya ve tanımlamaya çalışıyordum. Bu kişiler kimdi ve benden ne istiyorlardı? Zihnimi sürekli tarıyordum. Eğer bu bir film akışı ise önceki karelerde aradığım cevaplar mutlaka vardı. Zaten kendi adımı bir hatırlayabilsem gerisi çorap söküğü gibi gelecekti. Fakat o an farkına vardım ki, dilimi taşıyamıyordum. O basit soru aklımdaydı ama nedense soramıyordum:
-"Kimim ben?"
Hatıralardan bir pencere açıldı uzaklardan. Evet, bir keresinde partinin bir gece yemeğine Bayramoğlu'na gitmiştik. Şubat ayıydı. Sanırım bir ay sonrasında Belediye seçimleri vardı. Partiye gelir sağlamak için yemekli ve eğlenceli bir gece tertiplenmişti. Ama salona geldiğimizde bizi bir sürpriz karşıladı. Salonda hiç bir ısıtma yoktu. Ne bir kalorifer, ne de bir soba. Mezeler geldiğinde içkilere çoktan başlamıştık. Sahnedeki kadın şarkıcı "çiğdem der ki ben alayım" diye bir şarkıyı söylüyordu. Gürültülü sahne programının yanı sıra daha çok ta ısınmak amacıyla alkolü fazla kaçırmıştık. Yemeğin sonunda artık kurulu bir robota dönmüştüm. Bilincim yerinde gibiydi ama bedenim sanki benim değildi. Özellikle dilim. Çünkü artık hiç-bir kelimeyi söyleyemiyordum. Daha önce de başıma geldiği olmuştu. Alkol aldığımda dilim peltekleşirdi, başlardım pepelemeye. Ama şimdi, hiç konuşamıyordum. Sanmayın ki sadece ben böyleydim. Hemen tüm ekip benzer hallerdeydi. Başladık şubat ayının soğuk gecesinde boş sokaklarda dolaşmaya. Hatırladığımda utançtan yerin dibine geçerim. Avazımız çıktığınca bozuk tellerden koro halinde türküler-şarkılar söylüyorduk. Artık dönme zamanının geldiğine karar verdiğimizde arabanın kapısını zor-bela açtım, direksiyona geçtim. Beni gören İlçe Başkanımız bana “arabayı kullanabilecek misin" diye sorduğunda uzun uzun düşündüm ve kafamı iki yana sallayarak cevap vermek zorunda kaldım. Değil araba kullanmak, "hayır" diyecek durumda bile değildim.
...Ne garip adımı hatırlayamazken kimbilir kaç sene önceki bir anı'm saniye saniye gözümün önünden geçiverdi. Demek ki aslında esas problemim hatırlayamamak değil, sadece önceliği karıştırmaktı. Bu önemli saptamayı yaptıktan sonra zihnimi bir kez daha taradım:
-"Ben kimim?"
Elbette bunun tarafımdan benimsenecek bir cevabı olmalı.
Yüzümü okşayan kadın telaşla seslendi:
-"Hayatım kendine geldin mi?"
"Hayatım" mı? Demek ki, bu derece samimi ve bana yakın biri.
-"Bi'tanem, bizi çok korkuttun."
Hımmm! Demek ki, yanlış bir iş yaptım ve onları ziyadesiyle korkuttum.
Ama ben kendimi kötü hissetmiyorum. Şu an boş gözlerle baktığımı hissediyorum.
Genç adam seslendi bu sefer:
-"Kendini nasıl hissediyorsun?"
Soran gözlerle baktım her üçüne...
-"Burada ne oluyor, ben kimim?"
Ayaktaki ağlayan kadın seslendi:
-"Seni acile götürelim, tansiyonunu ölçtürelim."
Sonradan adının Suat olduğunu öğrendiğim genç adam anlatmaya başladı:
-"Biliyorsun.. babamın by-pass ameliyatı için kan veriyordun. Sen kan verdikten sonra bu salona geçtik. Konuşuyorduk. En son elini dizime koyduğunu hatırlıyorum. Sonrasında aniden yıkıldın. Telaşa kapıldık. Bayılmıştın. Biz de ayaklarını yukarı kaldırdık. Çok şükür kendine geliyorsun. Sen bayıldın diye ablam Aysel de çok üzüldü. Karın da çok panikledi."
Evet, şimdi aniden hatırladım. Yüzümü okşayan bu kadın benim karımdı ve ben Gürsel'dim.
"Dünya'ya yine-yeniden hoş-geldin Gürsel."
Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz! Arkadaşına Gönder!
0 yorum yazılmıştır