Mutluluğa Yolculuk

monopoly

10/6/2007 · Kategori: gunluk

Kıymetini bildim mi senin?

Hayır!

Oysa sen beni karşılıksız sevmiştin.

Oysa ben nasıl geçiniriz diye düşünmüştüm.

Sen aşkını ispat etmek için kendini paralamadın.

En azından ben öyle biliyorum.

Dostlarım "onunla aşık atamazsın" dediler.

Dostlarım senin de dostlarındı.

Senin yüzüne güldüler, sana sevimli gözüktüler.

Haniyse, ben de sevdim.

Ama sevgimi kendime yediremedim.

Verdiğim sözler daha değerliydi benim için.

Bilmezdim ki, kelebek etkisi beni o dağdan bu dağa atacak.

Bir "karşılığı olmalı" dedim aşkın.

Yoksa niye sevsinki beni bu şaşkın?

Kader anındaki seçimim beni "monopoly"nin derin dehlizlerine attı.

Eş diye seçtiğim kişi alkole battı.

Şimdilerde diyorum ki " bu işte bir yanlış var".

Kaderimi yeniden yazacak olsam...

hangi noktaya kadar geri sarardım?

Sarardım da o teknoloji henüz bende yok :(

 

juMan-ji

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

RUS ruleti

9/6/2007 · Kategori: gunluk

Kızıyorum kendime,

söyleyecek sözlerim kalmadı mı, yaşanacak hedefler kalmadı mı.

Yaşamı anlamlı kılan argumanlar ne?

Kağıt parçalarına yüklediğimiz anlamlar benzeri, çok geniş bir yelpazede anlamlar

yüklüyoruz yaşama.

Acı ve ağrının çok değerli olduğunu baştan biliyorum ve kabul ediyorum.

"Su gibi aziz ol" derler ya..

Bazen bizi boğan sadece bir su olabilir.

RUS ruleti gibi hayat, topun hangi deliğe düşeceği belli değil.

Bu, bizi ihya da edebilir, rüsvan da.

Örneğin büyük bir şehirde başkaları ile birlikte yaşamak...

Kimbilir günde kaç yüz kez diğer insanların vizyonlarına giriyoruz.

Sadece girmekle kalsak iyi,

karşılıklı etkileşimler oluyor yoğun olarak.

Aslında beklentimiz, sadece pürüzsüz bir hayat yaşamak ta olabilir.

Kendine verilmiş can'dan hoşnutsuz olan ne çok kişi vardır.

Bu noktada insanları kabaca gruplara ayırmak gerekir tabi.

Çünkü, olaylar ve durumlar karşısında aglılamalar ve tanımlamalarda

öylesine büyük farklılıklar çıkıyor ki.

Mesela, öyle insanlar var ki, yaşamı boyunca "varoluşunu bir kez bile sorgulamamış".

Kalabalık içinde yaşayışlarda kimlerin hayatına, ne derecelere gireceğimizi biz bile bilmeyiz.

Bireysel yaşantılarımız, toplumsal yaşantıda ne şekillerde etkilenimlere uğruyor?

Ahlak'lılık ne derece gerekli sosyal varoluşumuza..

sosyal yaşantıların akışına.

Toplum içinde bizi besleyen hangi duygular

topluma ait olma güdülerimizi besleyen, tetikleyen.

Sadece huzurlu ve keyifli bir hayat mı diliyoruz?

Yoksa toplum dinamiklerinin ayarlarıyla oynamak daha mı çok cezbediyor bizi?

Dört yıl öncesinde bakış açım  başkaydı.

Şimdilerde, gerek sosyal yaşantılarımız olsun, gerekse bireysel yaşantılarımız olsun,

sedece ve sadece bireysel imtihanlar için varolduğumuzu düşünüyorum.

Buna paralel olarak ta, hayatı sil baştan tanımlıyorum.

Ama sanmayın ki toplumsal huzur ve uyumları dilemiyorum.

Dünya yaşantıları asırlardır süregelmiştir..

kendi global akışı içinde de bundan böyle sürecektir.

Kişisel beklentilerimiz yine kişisel beklentiler olarak kalacaktır.

gÜrsel

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

u-CUBE

8/6/2007 · Kategori: gunluk

Sevgili Günlük,
Bu gün hayata boş verdim. Alıp başımı kırlara gittim. (Üç şişe bira içtim, çimlerde yattım:) Hayatın kargaşası ve beklentilerini kısa bir süreliğine de olsa geride bıraktım.
Pek çok bağlantımızın diş ve diş eti gibi olduğunu anladım. Sürekli sıkıntısını çektiğimiz dertler, vaz'geçemeyeceğimizi kendimize dikte edip, yaşantılarımızın doğal parçası yaptıklarımız.
Bir başka coğrafyada, bir başka kültürde olsak asla dert etmeyeceğimiz hususlar şu anki yaşantımızın çakılı taşları.
Belki, diyeceksiniz ki, başka bir kültür olsaydı, bu sefer başka değer yargıları ile bağımlı olacaktık.
Bu, içinde yaşadığımız CUBE'nin yerel koşullarıdır. Bu hayatın ahlak anlayışı, büyük ihtimal bir üst düzeyde tamamen farklı, ve o düzeyin değer yargıları şimdikinden tamamen değişik.
En basitinden söyleyeyim. Yaşadığımız ortamın şartlarını hemen hiç farketmiyoruz. Örneğin, bir Oksijen denizinde yaşamamız, sorgulama sistemlerimizi çalıştıracak bir konu değil.
Bir balık ta denizde (suda) yaşar ve korkarım asla aklına getirmez farklı yaşama ortamlarının olabileceğini.
Aslında YOKSUNLUK çekmediğimiz sürece, sahip olduklarımızı değerlendirme, ya da kıymetini bilme ihtiyacımız yok.
Buna yaşadığımız ortamın enerji denizleri de dahil.

Bu günlük bu kadar günlük.. Öptüm :-P 
gürseL

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

SIKINTI

7/6/2007 · Kategori: gunluk

Bu gün çok sıkıntılı bir gün yaşadım..
Neden kaynaklandığını bilmiyorum..
İç
imde sürekli bir sıkıntı süregeldi gün boyu.
Halbuki, sabah keyifli uyanmıştım.
Neden, niye bu kadar içimin sıkıldığını bilmiyorum,
bir anlam veremiyorum.
Görünürde herhangi bir sebebi yok.
Ama, akşama kadar bu sıkıntı azalmadan devam etti.
Şu dakikalar da sıkıntıdan kurtulduğumu söyleyemem.
Ama, yazmaya başlayınca kendimi biraz daha rahat hissediyorum.

Gün içinde Burak Eldem'in "seni tılsımlar korur" kitabını okudum biraz.
Zaman zaman kendimi buldum kitapta.
Öncelikle roman kahramanı benim yaşlarımda.
Büyük ihtimal yazar empatiyle kahramanını yaşatıyor.
Kendi hayatı ile de paralellikleri olduğu belli oluyor.
Detayları işlemede çok başarılı Burak Eldem.
Yer ve kişi adları, bunlarla ilintili ayrıntılarda çok özel isimler veriliyor.
Bu durum da, romanın inandırıcılığını arttırıyor.
Henüz çok okumadım, ama farklı bir anlatım tarzı var.
İş
in içinde gizemli olaylar da var.
Bu noktada da paralellikler görüyorum kendimle.

Bu gün algılamalarımda gariplikler vardı.
Kendimi iyi hissetmiyordum.
Halbuki, insan hayatı hissettikleri kadar yaşar.
Yani, çok sıra dışı bir olay bile olsa bunu siz olağan görüyorsanız, olağan dışı bir şekilde etkilenmeniz söz konusu olamaz.
Tersi bir durumla, çok sıradan bir gün aşirı hassasiyet gösterip duygu dünyanız allak bullak olabilir.
Tabi bu duygu yaşantıları içinde yerimiz nerededir belli olmaz.
Çok üzüldügümüz bir zaman mutlaka kötü bir olay olmuş demek değildir.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

hayatın kullanma kılavuzu

6/6/2007 · Kategori: gunluk

ilk cümleyi kur.. gerisi gelir dedi ses
dışarda erken yaz denilebilecek çok güzel bir hava var
biz'se geçinme derdine düşmüşüz
daha çok iş, daha çok para, daha çok prestij..
biz koşuşturuyoruz, ama hayat bizden önde gidiyor her zaman
neleri kaçırıyoruz bilemem ki
bu, sürekli kullandığımız cep telefonunun kullanmadığımız onlarca özelligi gibi
arkadaşımızın 6 yaşındaki çocuğu elimizden telefonu alıp ta
"bak, MMS üzerinden böyle resimli e-mail masaj yollayabilirsin"
dediğinde,
"ben bu telefonu yıllarca boşuna taşımışım" diyeceğiniz geliyor.
sadece cep telefonu için olsa dert değil
kimbilir nelerin kullanma kılavuzunu okumadan kullanıyoruz
vaktiyle bir arkadaşım bir mutfak robotu almıştı
robot dediğim, sandığınız gibi tüm mutfak işlerini size sormadan
sizin beğenilerinize uygun, otomatik ve zahmetsizce yapan bir sistem değil
adı "robot" işte
ve yanında bir kullanma kılavuzu vardı
arkadaşım dedi ki, "bende bu kılavuzu okuyup anlayacak kapasite olsa üniversite bitiririm".
demek ki kılavuzu okumak ta kar etmiyor
hem okuyup hem anlamak lazım!
hep aklıma o en korkunç örnek gelir..
kılavuzu anlamadan, belki de hiç okumadan yaşıyorsak hayatı
yaptığımız yanlış işlemler sonrası "sigortaların atması" muhtemel
daha da korkuncu, eğer sigorta atmazsa cihazın kendisi de yanar
(yanmak ne kelime)

(bence) hayatın kullanma kılavuzu da çok karışık
hayatı boyunca günde beş vakıtten namaz ve niyaz eden biri bile
kullanma kılavuzunun hangi talimatlarına uymadığını -uyamadığını-
bilemiyor
neleri doğru yaptı, neleri yanlış yaptı
dahası hayatı kullanıp kullanmadığını bilemiyor
(tıpkı cep telefonunun özelliklerini kullanmadığımız gibi)
yaşam boyu süren huzursuzluklarımız bundan belki de
dün biri diyordu ki: "uyuşturucu bağımlısı olacağına, oğlumun ölümünü görmek isterdim"
oysa, o oğul ona hediye niyetine verilmemiş miydi
belki bir armağandı, belki bir emanet,
belki de taşıması gereken bir yük
...
oysa hiç alıp eline bakmamıştı ki
açıp ta okumamıştı ki
okuyup da anlamaya gayret etmemişti ki
anladıklarını uygulayarak test etmemişti ki
hayatın da bir "kullanma kılavuzu" olabileceğini hiç düşünmemişti ki

gürs_el

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

varsıllığıma nevrötik bir yaklaşım

5/6/2007 · Kategori: gunluk

Şiir yazabilmeyi isterdim.
Keşke şiir yazabilseydim.
Böyle bir yeteneğim olabileceğini biliyorum.
Öyleyse neden oturup ta şöyle güzel şiirler döktüremiyorum.
Evet.
Hatırlıyorum..
Şiir yazdığım zamanlar da olmuştu.
O zamanlar umutsuzdum ve hayat adına - yaşamak adına çaresizdim.
Şimdilerde ise hep mutluyum.
Ve elim gitmiyor kaleme, kağıda..
Sanki başka boyutların iletişim araçları onlar.
Nevrotik olmak gerekiyor sanırım şiir yazabilmem için.
Aslında biraz gayret sarfetsem nevrotik olabilirim.
Duygusal salınımları yaşamak / yaşayabilmek istiyorum..
Ama öylesine kontrollüyüm ki hayata karşı..
Ve çevreme karşı,
Ve insanlara karşı..

Diğer insanlara karşı yüksek duvarlar örüyorum
İletişim bağlarını koparıyorum tek tek.
Bunu kendi duygu dünyama karşı da uyguluyorum.
Duyguların olmadığı ya da dışlandığı bir insan yaşamı olabilir mi?
Değil mi ki, bizi hatalara ve çaresizliklere düşüren duygularımızdır.
Öyleyse hala neden duyguların izinden, peşinden gitmek zorundayız ki?

Şiir yazabilmeyi isterdim.
Nevrotik olmayı isterdim.
Duygular denizinde sakınmasız yüzmeyi isterdim.
Gönlümün kaydığı kişilerle sakıncalı bağlar kurmak isterdim.
Hesapsiz ve kitapsız yaşamayı isterdim.
Biliyorum bunun yöntemleri var.
Birazdan google'a girip araştırayım.

JU

Kalıcı Bağlantı Yorum (2) Yorum yaz!

Sanal Gerçekliğim

4/6/2007 · Kategori: gunluk

Sanal Gerçekliğimde bu gün ne mi oldu. tabi ki her zamanki gibi, hiç bir şey. Zaten zaman kendi devinimi içinde bana soruyor mu "bu gün ne yaptın" diye.
O'nun için sürüp giden bir devinim var. Sen uysan da uymasan da bu devinime; kendi çarklarını işletiyor.
Rüyanda kral olmuşsun ne fayda. Biz daha reel hayatı çözememişken, yeni yeni hayat formları çıkıyor karşımıza tanımlamamız, çözmemiz ve yaşamalarımız için.
Bir numaralı sorunsalımız sanırım var olmak ve bu varlığımızı hayata kanıtlamaya çalışmak. Hayat için akışkanlık en önemli husus olsa gerek. Düşünsenize, tam vapura binmişsniz, vapur deniz ortasındayken akışkanlık birden duruveriyor. Ya da sevgilinizle sinemaya gideceksiniz.. Onu sinema önünde beklerken tüm saatler o anda takılıp kalıyor.
Ruhumuzun huzuru ve mutluluğu içinde akışkanlıklar gerekli. Örneğin, tecrit edilmiş biri ne kadar mutlu olabilir ki?
Aslında tüm bunları neden sayıp duruyorum. Çünkü kendi bütünlüğüm içinde sürekli bir huzursuzluğu ve tatminsizliği de yaşıyorum. "Günlük" bunlara çare bulur mu bilemem ama mutlaka dünyanın biryerlerinde güneşler doğuyordur.
Keşke elimizde bir zaman saati olsa da mutlu olduğumuz zamanlarda o saati şöyle bir durduversek. Bu biraz da "otomobille giderken aniden durmak" gibi olmaz mı?
Doğru.. bir akışkanlık var ve dondurulmuş ya da geri döndürülmüş yaşantılar bünyemize uygun değil.
Neyse! Bu günün günlüğünde ne olduğu çok da önemli değil. Ama hayata dair bir iki nüansı da çözebilmişsem, hayat oyununda bu günün kazanımlar hanesine birer çentik atabilirim.
Şimdi hatırlamıyorum.. Paylaşıldıkca azalan, ya da paylaşıldıkça çoğalan şeyler vardı. Sanırım mevcudiyetimiz için de önemliydi. Ben unutmuş olsam da bu önem kendi önemliğini unutmaz -unutmamıştır-.
Bu, üye olduğunuz bir derneğin iadatlarının aydan aya işlemesi gibi. Sizin takip edip etmemenize bağlı olmaksızın işler.
jumaNji

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

biteviye

3/6/2007 · Kategori: gunluk

Tek niyetin beni terketmek miydi?
Oysa zaten ben sensizliğe doymuştum.
Bana veda sözcükleri fısıldarken..
hiç mi usanmadın, hiç mi üşenmedin.
Kelimeleri boşuna kullarıyorsun,
beni incitmek için
Ben zaten incinmişim senin varlığınla.

Senden öncesinde mutluydum çünkü,
bilmezdim "hayatı sorgulamayı"
bilmezdim "kıyaslamayı"

O BAKIŞIN zaten beni benden aldı
nasıl bir büyü yaptın gözlerinle,
bilerek- ya da- bilmeyerek gözlerindeki o gücü,
hançeri nasıl sapladın bağrıma
hiç mi acımadın bana, benliğime

evet; o adadaki gün vaz'geçilmezdi,
kaçınılmazdı, ve ortak kaderdi.
paralel giden tren yolları gibi
giden yollarımızın bin yılda bir kesiştiği noktaydı

ve, çekildi fotoğrafımız ansızın o poloroid kağıda
ben sana kurbandım, ve de sen bana kurban
bu büyük aşk sonsuzluk içinde küllenmek için vardı
sadece bir dokunuş için yazılmıştı dünya tarihi

yan yana uyurken, ben sevindirik olmaktan
hıçkırıklara tutulmuştum
ve, gelecek zamanlara korkunç ve uçsuz bir sensizlik planlıyordum
sanki bir kez daha mutluluk yaşantısı varmış gibi hayatlarda

ama, üzülme, ben sensiz ve sen bensizken de hayat devam edecek
bantlarda o unutulmaz "akdeniz gözlüm" şarkısı dönüp duracak
dünya yaşantısının yalanlığını en yakın notere onaylatacağız
ve umarsız hayatlarımızda varoluşluğumuzu biteviye sürdüreceğiz...

gürSel

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

esrarangiz

23/5/2007 · Kategori: gunluk

Gözlerimi yumdum ve ışınlandım o esrarengiz diyara... Mutlulukların ve keyiflerin azâmide olduğu o büyülü ortama. Bir sen vardın. bir de ben çiplak tinlerimizle... Sevişiyordu ruhlarımız.. Korunmasız ve sakınmasızdık evrende. Dünya denen alem bizden çok çok uzaklardaydı. şmanlıklar ve hainlikler yoktu bu ş diyarında. Bol bol rock müzik vardı kanımızı kaynatan. Ve biz mutluyduk. Ziyadesiyle mutlu. Sanki, Allah'tan dileklerimiz olmuştu ve bunlar birer birer gerçek olmuştu. Diyebilirsiniz ki, "gerçek ne?" Evet, sonsuz varlığımda dolanırken, gerçek ne? Hissettiklerin, duyumsadıklarım, ümitlerim, beklentilerim, kurgularım mı gerçekliklerim? Pek çok kitap okudum, epeyi de film seyrettim, hergün televizyon seyrettim, bolca gazete okudum... Kesin gerçekliklerim burada/ bunlarda saklı diye şündüm. Yönlendirebileceğimiz bir toplum ve çevre vardı ve biz görevimizi yapmazsak çöküp gidecekti. Şu gün işe gitmesem iflas edecektim. Yanlış tuşa bassam sistem çökecekti. Ya da gelen telefonlara cevap vermezsem, kıyamet kopacaktı.

 

Oysa, burada özgürdüm.. Tüm sıkıntı ve çözümsüzlüklerden arınmıştım. Tek bir korkum vardı. Reel dünyaya geri dönmek. Oranın kötülükleri ve dertleri ile yeni baştan yüzleşmek. Ama, hinliğimi yaptım gene. Bir deklarasyon hazırladım. Özgürlügümü ve özerkligimi cümle aleme ilan eden bir deklarasyon. Kim derse ki, "ben duymadım, ben bilmiyorum"... Yalan! Bir kez yazıldı tarih sahnesine. Geri almak, silmek, ya da görmezden gelmek boşa. Zihninize bir kez mıhlandı "mor fil"! Sıkıysa silin halihazırdaki dağarcığınızdan.

 

Bir hayaletle kavga etmek zor iş. Ne ele geliyor, ne avuca. Ortalıkta bir söylemdir dolaşiyor. Ama yıkıp da geçmek mümkün değil. Öylesine yüksek ruhsal enerjiye sahip ki, sanki küçük dağları o yaratıyor. Yok! Kötülük yok içinde. İster ki, hep mutlu olalım, mutlu kalalım. Bizler için olağan-üstü/ olağan-dışı şler hazırlar değişik şablonlarda. Gerçeklik ötesi hazları da tadabilelim diye. Onun da misyonu böyle. Sabahları erkenden işe koyulur... Bugün kimlere extra mutluluk dağıtabilirim diye.

 

Erkek mi, dişi mi diye sorarsanız?.. Cinsiyeti yok. Cinsiyete ihtiyacı da yok. Korkular ve kaygılara ise hiç ihtiyacı yok. Siz yeter ki, bir dilek dileyin iyiden güzelden yana. O bir program, hayallerinizi gerçek kılacak. Eğer, derseniz ki, ben özlediklerimi ulaşamıyorum... Şunu çok iyi bilin ki!.. Hayallerinizi yaşayamamanızın önündeki tek engel sadece SİZsiniz.

 

gu;manji

www.RuhsalPlatform.net/portal

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

"aşk" dedikleri bu olsa gerek

12/4/2007 · Kategori: gunluk

Yüzünde bir gülümseme vardı. İnceden inceye hain bir gülümseme. Sanki kafasında kırk tilki dolaştırıyordu da, kırkının da kuyrukları birbirine değmiyordu. En ciddi şakasını yapmayı planlayan çocugun o muzip bakışları parıldıyordu gözlerinde. Sanki, en özel ve en mahrem sırlarımı ele geçirmiş olmanın özgüveni benliğine yayılıyordu. Bir satranç oyununda sıkı kapışıyormuşuz da, bir kedinin fare ile oynama taktiklerini üzerimde deneme şansının bahtiyarlığını yakalamış gibi davranıyordu. Bildiği çok şey vardı da, masum bir sahte maske takarak yüzüne benle dalgasını geçiyordu.

 

Oysa arkadaşlığımız çok hoş başlamıştı onunla. Daha ilk gördüğümde kanım kaynamıştı. Şeytan tüyü vardı ve ben ona kapılmıştım. Bir melek gibi rüyalarıma sızardı da, sabaları uyandığımda aynada bana pişmiş kelle gibi sırıtarak bakan o yüzü tanıyamazdım. Huyumu suyumu benden iyi bilirdi. Nelere sevinirim, nelere üzülürüm... Duygularımı cam gibi görürdü. Tanışmamız tıpkı Türk filmlerindeki gibi olmuştu. Limonata tadında güneşli bir bahar günüydü. Bir arkadaşimı ziyarete gidiyordum. Katılacağı bir seminerin yapıldığı kültür merkezinin adresini arıyordum sokak sokak. Bankta oturmuş dergi okuyordu. Okuyordu diyorum ama, daha çok elinde tutuyordu ve yan gözlerle çevreyi kesiyordu. Öylesine soruvermiştim adresi. Nerden bilebilirdim ki, uzun, yoğun ve yakın bir ilişkinin başlayabileceğini. Ağa takılan balık gibi avlandım o an işkillenmeksizin. Elime tutuşturulmuş o kağıt parçasındaki adresi okurken milyon dolarlık banka hesaplarımın kullanıcı adı, şifre, parola, güvenlik kodunu sıralayıp döküyordum sanki. Tatlı gülüşünde gonca güller açmıştı. Gözlerini kısarak, burnunu kasarak işveli/ cilveli bir bakış fırlattı. Tüh, kahretsin! Bulûtutumu ık unutmuşum.

 

Sonrasında, dünyanın tüm keyif ve hazlarını onunla yaşadım diyebilirim. "Aşk" dedikleri kesinlikle buydu. Kendimi pembe bulutlar üzerinde hissediyordum. Öylesine bir hayal dünyasında yaşiyordum ki, kumrular bile beni kıskanırdı. Ruh eşinden de öteydi o benim için. Sanki, ruhumda bir pencere vardı ve o da pervazdan sarkmış sürekli içeriyi gözetliyordu. Hoş, ben de tümüyle teslim olmuştum ona. Yakmıştım tüm gemileri. Bir canım varsa ve her-bir günüm altın değerindeyse, neden boşa harcayaydım ki? Mutlu olmak benim de hakkımdı.

 

Cenneti bir başka yerde aramama gerek yok. Cennet burada. Sevdiğimin kollarında. Umarsız ve taşkın bir tutkuda. Vesvese ve evhamlardan uzak bu süt-limanda. Dertsiz ve tasasız yarınlarda. Daha ne dileyebilirim ki?

 

gu:manji 093720070412

www.RuhsalPlatform.com

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

« Önceki :: Sonraki »