27/12/2008 · Kategori: gunluk

Sanırım modern hayatın bize getirileri bunlar. Aynı ortamda yaşarken çok kişi ile sosyal ve duygusal çarpışmalara giriyoruz. Bu, daha çok sosyal bir yaratık olmamızdan kaynaklanıyor. Buna duygusal dalgalanımlarımız da eklenince benzer sahneler otomatik olarak yaşanıyor. Tabi önemli olan dengeleri çok iyi koruyabilmek. Aksi taktirde hayal kırıklıkları ve hüsran daha baskın çıkar.
Bir sezgiler ve duygular denizim var ve burayı sürekli olarak besliyor olmam gerek. Bazen sadece rüyalarda yaşıyorum olağan-üstü güzellikleri. Bazen de anlık duygulanımlar gelip beni buluyor. İnsanların enerjilerini bazen seviyorum. Dişi enerjiler beni besliyor ve mutlu kılıyor. Çok sayıda meleğim olduğunu biliyorum. Onları saygı ve minnetle kutsuyorum. Hayat denen rüyama anlam ve zevk katan yaratıklar onlar.
Gene de aynı ipte çok sayıda cambazın oynaması gibi çatışmalar ya da paylaşamamalar yaşanıyor. Bunu yaşadığımız topraklara ve kültüre bağlıyorum. Etnik kökenlerim bu dünya dışına dayandığı için bu dünya yaşantılarına ayak uydurmakta çok zorlanıyorum. Bu dünyanın benim için geçici bir istasyon olduğunu çok iyi biliyorum. Ne kadar hasarsız ve zedesiz atlatırsam o kadar iyi. Ruhsal ailemi çok seviyorum. İyisi ve kötüsü ile onları kabulleniyorum. Bana refakat ettiklerini biliyorum. Bu aşamada internete çok minnettarım; 2150'den dostlarımı bana getirdiği için. Duygular alemi, içinde yaşadığımız sosyal ortamların çok ötesinde bir alem. Mutat çevrelerim beni duygusal anlamda olumlu anlamda beslemiyor. Bundan dolayı kendi düşsel çerçevelerimi oluşturduğumu kabul ediyorum.
Yaşam bir serüven ve süregidiyor. Kırılma noktaları ya da kilometre taşları olabilir ama durak(lama)lar yok. Sürekli gitmezseniz düşebilirsiniz. Yani bu, biraz da kalbin durması gibidir. Bir yanan ocak var ve sürekli beslenmeyi bekliyor.
Tüm yoldaşlarıma selamlarımı yolluyorum. İyi ki varsınız. İyi ki yaşamımdsınız. Dünya oyunu sizlerle güzel.
:-)
Gürsel Selçuk, 23 Aralık 2008
Kalıcı Bağlantı
Yorum (1)
Yorum yaz!
2/8/2008 · Kategori: gunluk
Geldiğim yaşı düşününce hayatın ne kadar kısa olduğunu daha bir idrak ediyorum. Bunca yıl hangi arada geçti? Ya da geçerken ben neredeydim? Matematiksel bir hesap yapsam, şartları da zorlayarak... demek ki yolun büyük bir kısmını çoktan geçmişim. Bundan sonra ne kadar yaşayacağım belli değil.. Ama ne derece sağlıklı olacağım? Bu çok şüpheli. Yani, bir 100 yıl daha yaşayabilecek olsam dahi bunu sağlıklı/ sıhhatli yaşayamadıktan sonra çok faydası yok.
Peki, hayat adına yapılabileceklerin ne kadarını yapabildim? Bazen ömrümüzü "kelebeğin ömrü" ile kıyaslamalıyız. Zaman çok göreceli bir değer. "Yapabileceklerimin ne kadarını yaptım" önemli bir soru.. Tümünü yapabilmek mümkün değil bence. Zaten, hayat gailesi dediğimiz çabalar aslında "ıskarta" yaşamlar. Birşeyler yapıyor görünüp de aslında rutin işlerle uğraştığımız çok oluyor. Tüm bunları "yapılanlar" listesine katmak gereksiz.
Gene de, hayatı bir sinema salonu gibi görüyorum. Birileri geliyor, kendi filmlerini izliyor, başkaları geliyor, onlar da kendi filmlerini izliyor. Herkes aynı filmi izlese bile, filmi kendine göre yorumluyor, kendine göre anlamlandıyor. Ama, dünya filmi oynamaya devam ediyor.
"Dünya filminin senaryosu"nu ne derece değiştirebiliyoruz? İşte "öz" burada. Yoksa hayatın "rutin" olayları zaten "dolgu". Bir can verilmiş bize ve şu an bilemediğimiz gün sayısı sınırlı. Bir papatyanın yapraklarını koparır gibi, birer birer solduruyoruz günleri. Ve bir gün elimizde kalıyor papatyanın yapraksız sapı.
gumanji 2,8,008
Kalıcı Bağlantı
Yorum (4)
Yorum yaz!
6/9/2007 · Kategori: gunluk
Enerjisini
kullanıyordu zamanın. Zaman kendi üzerine sarmalanmıştı. Vakit nakitti, ve güçtü artık. Giz, gizem, gizemlilik deli gibi sızıyordu teninden. Üç dilek dilemişti kendi için. Yaşamını zenginleştirecek, heyecan katacak, daha bir anlamlandıracak... Şans çarkinin başina geçti, tüm gücüyle koluna asıldı. Felekle, saklı bir antlaşma yapmıştı sanki. Aralarında bilinmez bir iş-birliği vardı. Elbet, gerekli ödünler peşinen verilmişti. Öyle ya, çok yüksek bir mertebe ile kontak kurulması söz konusuydu. Göz göre göre ateş ile oynuyordu. Yaptığı, mutat yaşantılara nazaran çok ama çok tehlikeliydi. Belki, kısa yoldan dönse ve etliye-sütlüye karışmasa daha bir iyi olurdu.
Evet
, hayat bir oyundu ve kendisi de bu oyun bünyesinde konuşlanmıştı. Her insan ister hayattan tat almak. Belli ki dünya düzeni böyle (kurulmuş). Sakıncalar ve tehlikeler, mayın tuzakları gibi etrafında döşeli. Sinsice ve sakince geçmek gerek mayın tarlasından. Mayınsız olarak geçilen her kare aynı zamanda kasaya yazılan bonus puanı. Toplansın bakalım. Elbet bir gün harcanacak bir yer bulunur. Yeter ki gönüller zengin olsun. Bir pazar günü kırlık yere pikniğe gidilecekse, serüven "şimdi"den başlamıştır. Pazar sabahını beklemeye gerek yok. Hele ki, bu yollar geçsin, piknik alanına ulaşalım beklentisi haybeye. Çünkü, serüven yolun ta kendisidir.
Ne
diledin de, ne olmadı? Zaman öyle bir sihirbazdır ki, tüm dileklerinizi gerçek yapar. Bunu bloke eden ya da engelleyen sizsinizdir. Ya da, daha doğru bir deyişle, sizin özenle besleyip/ barındırdığınız şefkat ve korkularınızdır. Dünya boyutunda ne yazık ki, maddeye çok bağımlıyız. Acayip bir madde bağımlılığı var. Oysa, zihin çok güçlüdür. Özgür, özgün ve bağımsızdır.
Bankada
bir milyon dolarınız var. Ama bunu yaşamınızda verimli bir şekilde harcamıyorsunuz. Tabi ki, yerinde harcamadığınız bir paranın hayrını da görmezsiniz. Ömür için de aynı şey söz konusu. Hesabınızda çok yüklü bir yatırım var. Mesele, bu yatırımı hayata aksettirmek. Çocuklarin monopoly oyunu gibi... ortada bir "verimli yaşama sanatı" var, ve bizim de böyle bir sanattan zerre haberimiz yok. Çünkü, "hayat kurgulanacak bir şey değildir" diye ögretmisler bize. Ne kötü! Ögretilere ne kadar da sadığız. Yırtılıp atılacak kozalar var da, biz o sıralar başka gaileler ile meşgulüz!
Zihninize
bir format atın demiyoruz tabi. Ama, en azından bir resetleyin. Şişmiş bir bellek ile nereye kadar? Etrafımızdaki mutat yaşantıları aşirı derecede kanıksamamız büyük bir handikap. Bir de, insana Tanrı tarafından verilmiş ego, en büyük düşmanlarımızdan biri. Büyük bir çogunluk, "iyi olmayı", herkes için istemiyor; sadece ve sadece "kendisi için" istiyor.
Do
ğru! Biliyorum tüm bunları. Ama, kendimi alıkoyamıyorum ve üç dilek diliyorum felekten. Bu mektubum eline geçer mi, bilemem!
gu
;manji 07=9=07
www
.RuhsalPlatform.com
www
.kamCa.net
Kalıcı Bağlantı
Yorum (2)
Yorum yaz!
16/7/2007 · Kategori: gunluk
Aklıma düştü.. Eski günlüklerimi karıştırayım dedim. Bakalım 16 temmuz 2007'de astralda neler yaşamışım. Neler hissetmişim, neler duyumsamışım. Algı profilime neler iz bırakmış. Şimdi buradan bakınca, yaşadıklarım rüya gibi geliyor, ayrıntıları hiç hatırlayamıyorum ama, yakalamaya çalışıyorum imajinasyonları.
Çelişkiler ve gerilimler dolu bir İstanbul günü hatırlıyorum sanki. İnsanların geçim ve seçim derdinde olduğu bir İstanbul atmosferi. Bir kalabalık şehir... Bir cadı kazanı. Ahlakî sınavların tavan yaptığı bir alan. Bir yengeç sepetine atılmış insancıklar. Kendilerinin mutlu mu, mutsuz mu olduğundan bi-haber debeleniyorlar yaşam denen sanal oyunda. Oysa ki ,bilmiyorlar herşey kurmaca. Keyifler, acılar, sevdalar, kahırlar, sevinçler... hepsi birer sanrı. Deney labirentine kıstırılmış labaratuvar fareleri gibi çırpınıp duruyorlar.
Önlerine yem olarak konulmuş hırslar, ihtiraslar, ego tatminleri, hayali sınırlar, savunma mekanizmaları. Cezalandırılmışlar ilahi güç tarafından bilinçleri alınarak. Çocuk akıllarıyla küçük dağları kendilerinin yarattıkları avuntusu içindeler. Mutluluk arayışları ise hep DUALİTE peşinde koşmak. Çünkü, egolarına en çok haz veren şey o. Ve, HAZ en çok arzuladıkları. Mutluluklarını HAZza endekslemişler.
Ahlakî kaygılar çok geri planda. Diğer insanlara baskın çıkmak güdülerinden gelen bir istek. Yeme, içme, seks yapma, caka satma, başkalarını kandırma ve sömürme ise hayattan beklentileri. Daha çok para, daha çok mülk, daha çok imkan, daha çok yetki, daha yüksek mevkiler. Herkesin aklında en ince "köylü kurnazlığı" yöntemleri arayışları. Emek, özen ve saygı içermeyen tavırlar, davranışlar.
Bu sistemin, bu düzenin değişebiliyor olmasını beklemek aşırı iyimserlik. İnsanın yaradılışında var bu nitelikler. Atalarından miras olarak bugünlere taşımışlar. İnatla da geleceğe taşımaya can atıyorlar. Belki de onları çok hor görmemek gerek. Çünkü, dünyaya bu şablon ile geldiler. Tiynetleri böyle.
Yeryüzünde, "handikaplı" bir varoluş yarışı var. Kim yazmış oyunu, nedir oyunun kuralı; belli değil ama, "eksiltilmiş mükemmelliğimiz" ile yol almaya çabalıyoruz. Esas olan, dünya yaşantılarından çok AHRET yaşantıları. Elbet eylemleriminiz bir muhasebesini vereceğiz nihayetinde.
İç huzurunuz tam, vicdanınız rahat, aklınız dingin, gönlünüz engin ise, ne mutlu size. Gene de bu mücadele kolay değil. Çünkü, kendinizin kendinizle verdiği bir savaş var. Bu savaş, aydınlanan bilinç ile egonun istekleri arasındaki sürtüşmelerden kaynaklanan bir savaş. Belki gene DUALİTE kazanacak.
gu;manji / fenomen
Kalıcı Bağlantı
Yorum (1)
Yorum yaz!
13/7/2007 · Kategori: gunluk
Havayı, derin derin içime çektim. Dedim kendi kendime, "altından/ gümüşten bile değerli bu hava benim için"... yaşam kaynağı. Eğer, gümüş olmasaydı/ altın olmasaydı gene yaşayabilirdim, ama soluduğum (bu) hava olmasa dakikasında ölürdüm. Öylesine değerli hava ve su aslında. Ama nedense sahip olduğumuz değerlerin farkında değiliz çoğu zaman. Çünkü, hayatımızda varlar ve var olmaları sanki garanti.
Oysa, "mutlak garanti" asla yok. Varoluşun "mutlak garantisi" belki de bu. Oyun sürüyor tüm heyecanı ve canlılığı ile. Akıp giden bir dere gibi. Ya, bir gün suyu kesilse. Kuruyup kalıverse yatağı? Yeniden can gelir mi dereye. Canlı sistemleri, cansız sistemlerden ayıran en önemli özellik bu mu? Duran bir kalp tekrar çalıştırıldığında hayat da kaldığı yerden devam eder mi? Kopan bir ip, koptuğu yerden yeniden kaynar mı?
Bir uzun metrajlı filmin ortasındayız. Kopsa da orta yerinden şerit... selobantla yapıştırıveririz. Mecara, kaldığı yerden devam eder. Yeter ki, bizde o yaşam enerjisi bulunsun/ olsun. Sırtı yere gelmez hacıyatmaz gibi diriliveririz. Hayatla yapılan ele-ele/ bilek bileğe güreş bir kez daha kazanılır. Kalp krizinin vurduğu anlarda şiddetli öksürükle yaşama yeniden doğuş gibidir bu. Yaşanacak günler vardır ve daha ötesi, "vade" gelmemiştir.
Ara sıra bahçeyi budamakta fayda var. Tazelemeli/ yenilemeli hayatı. Kabuk değiştirmeli, eski ve köhnemiş birikintileri bir kenara bırakarak. Devinim süregeliyor. Tazenlenmeyi sağlayacak olan yenilenmedir. Bakış açımızı/ inançlarımızı/ alışkanlıklarımızı/ beklentilerimizi/ stilimizi/ vizyonumuzu yenilemeliyiz. Riskleri göze alarak yapabilmeliyiz bunu. Eğer, közü deşelemezsek kor körelir.
Uzun soluklu bir maraton bu hayat. Bir aşamasında da "ben bıktım, gidiyorum" demek yok. Çevremizi saran dostlar bize ışık tutar ve gelecek zamanlara taşır. Beklentileri de çok yüksek tutmamak lazım. İyimserlik/ kötümserlik oranını tadında bırakmalı. "Yaşam sermayesi" herkese eşit verilmiş bana göre. Ama bu potansiyel gücü, herbirimiz farklı performansda kullanıyoruz. Kimi çok başarılı olurken, kimi de sahip olduklarının kıymetini bilemiyor.
"Sayılı gün çabuk geçer" derler mapusluk çekenlere. Düştüğümüz dünya yaşantılarındaki mapusluğumuz da sayılı aslında. Herbir günümüz altın kıymetinde. Ne yazık değerini bilemiyoruz. Değerini anlamak için size iyi bir yöntem: Saymayı geriye doğru yapın. Yani, kaç gününüz kaldığını sayın. Bakın o zaman, bırakın günleri, saatler bile ne kadar pahalı.
100'üme kadar yaşasam yeter diyordum. Tabi ki, önemlisi Allah sağlık, sıhhat, huzur, başarı versin. Gerisi kişisel tercihlerimize kalmış. "Hayat" denen bir oyun var ve bizlerde onun "oyuncuları"yız. "Ölüm çantada keklik" artık. Nereye gitsem, onu da yanımda taşırım; bana hayatın kıymetini hatırlatan "uğurlu bir taş" gibi.
gu;manji 130707 ÇEŞME fenomen.blogcu.com
Kalıcı Bağlantı
Yorum (yok)
Yorum yaz!
11/7/2007 · Kategori: gunluk
aaaa :)
merhaba günlük :)
nerelerdeydin yaa (?)
hasretinden çıra gibi yandım.
biliyorum, ben olmasam da sen olursun;
ama, ya sen olmasan ben olur muyum :(
her-sabah uyandığımda sağ yanım boş!
ruhumun köşelerinde eksiklikler,
deviniminde pürüzler var.
"güzel bir hayat olmalı" dedim kendime
hayat herkes için güzel olmalı
yaşanası ve mutlu olunası bir hayat olmalı
ve biz de bu güzel hayatı inşaa için gayret sarf-etmeliyiz...
çaba sarf-etmeliyiz.
yoksa başımıza olumsuzluklar geldiğinde,
sorumlu aramak beyhude.
işte bir mihenk taşı!
hayatın muğlaklığına karşın.
eğer yaşantında dertler varsa,
eğer yaşantında sıkıntılar varsa..
çözmek için niyet et, ve
iş(lem)e buradan başla!
..window'un "başlat" butonu gibi
ben günlüğümü tutmaya başladım
bilgisayarın LOG kayıtları gibi
ileriki bir dönemde durup
ta dönüp bir bakarsam; neler yapmışım,
'neler kurmuşum' diye
işte bu dökümanlar
İBRET olsun bana!
iyi ki varsın yaaa 
j_umanjİ
Kalıcı Bağlantı
Yorum (yok)
Yorum yaz!
10/7/2007 · Kategori: gunluk
"Gözün kapalı en fazla ne kadar yürüyebilirsin?" dedi Nur. "Bilmem" dedim. "Daha önce hiç düşünmedim. Hem niye gözü kapalı yürüyormuşum?"
Böyle bir duruma hiç ihtiyacım olmadı. Çok nadir de olsa bazen yürürken gözümü anlık kapamalarım oluyordu. Ama, (diyelim) tüm yolu gözü kapalı yürümeyi denemedim. Bırak denemeyi, düşünmedim bile. Anlamı yok çünkü bunun. Gündelik hayatta işime yarayacak bir şey değil.
"Gözün kapalı en fazla ne kadar yürüyebilirsin?" diye yineledi Nur. "Sanırım bir bildiği var" dedim kendi kendime.
"Beni dikkatle dinlersen sana bazı yaşam sırları vereceğim. Buna hazır mısın?"
"Tabi ki" dedim teklifsiz. Beni şaşırtacak nasıl bir sır verebilir ki? Zaten SIR dediğin öyle bir şey ki, bir kez yuvasından çıktığında kendi benliğini tamamen kaybediyor. Başka bir ifade ile anlatmayı denersem, bir kez paylaşılan "sır" artık "sır" olmaktan çıkar. Çünkü o bilgiyi bilen en az bir "başka" kişi daha vardır.
Neyse, bunları söylemedim tabi. Çünkü söylesem hevesini kırmış olurdum ve belki de bana söyleyeceklerinin önüne tıkamış olurdum.
Sonuçta her insan gibi benim de merak damarım kabarmıştı. Diyordum kendi kendime, " bu işte bir bit yeniği olmalı".
"İlk sırrım şu; bildiklerimi sansürsüz ortaya döküyorum. Kim hangisini alırsa, kim hangisinden yararlanırsa yaralansın. Nihayetinde bu da bana emanet verilmiş bilgiler."
"İyi de" dedim, "böylelikle kendi güvenliğini de tehlikeye sokmuyor musun?"
"Hayır" dedi. "Bana gelecek tehlikeleri sezerim."
"İkinci sırrımı lütfen kimseye söyleme. Bu sır çok daha önemli!"
Avuçlarımın içi terlemişti. Sanırım bu anlatılanlar ilgimi çekmisti. Sabırsızlıkla atıldım:
"Lütfen, lütfen söyle, neymiş bu?"
"Sana güveniyorum, bunu kimselere söylemeyeceğini biliyorum. Hatta, bundan eminim. İkinci sırrım..."
Sonra çantasına uzandı. İçini telaşla karıştırmaya başladı. Sanırım bir yazı ya da bir belge çıkarıp gösterecek. Uzun bir arayıştan sonra bir sigara paketi buldu. Özenle jelatinini çıkardı. Paketin ağzını açtı. Çıkardığı sigarayı ağzına götürüp bekleme pozisyonuna geçti. Ben ise şaşkınlık modunda onu izliyordum. Çok çok sonraları jetonum düştü. Unuttuğum centilmenliğim için yüzüm kıpkırmızı kesildi. Kendimi salonun vitrininin aynasında görüyordum. Uzanıp çakmağı aldım ve Nur'un sigarasını yaktım. Aklım yoğun olarak ikinci sırdaydı. Elbette bu sırlar üç, dört, beş, altı ve saire uzayıp gidiyordu. Nur uzun bir zaman süreci sonunda sert yengeç kabuğundan sıyrılmış bana sırlarını anlatıyordu. Sigarasının tamamen yandığına kanaat getirince çok derin bir nefes çekti ve uzun süre tuttu.
"Lütfen" dedim, "lütfen artık şu sırrını söyle bana".
Başladı sakin tavırlarla konuşmaya...
"Hayatla bir akit'im var. Çok zaman önce hayatla bir akit imzaladım."
"Hadi ya!" deyiverdim ansızın.
İçimden de, "hay Allah, paylaşacağın önemli sır bu muydu?" diyordum.
"Peki" dedim... "Gözün kapalı en fazla ne kadar yürüyebilirsin?"
"Eğer" dedi...
"Sen elimden tutup da beni yürütürsen, kilometrelerce."
Televizyonda sezonun derbi maçlarından biri vardı. Gözüm oraya takıldı. Bizim takım 4-O gerideydi.
Kalıcı Bağlantı
Yorum (2)
Yorum yaz!
9/7/2007 · Kategori: gunluk
Sigaramdan derin bir nefes içime çektim. Bugün dünyada benden habersiz işler dönüyordu. Öğrenmek için derhal bakkaldaki bütün gazetelerden birer tane aldım. Gene enerjimin düşük olduğu, adım atmaya bile üşendiğim nemrut bir günümdeyim. İçime düşen bu kurtlar da neyin nesi. Eve geldiğimde telaşla sayfalarını gezindim gazetelerin. Bir fırt daha aldım sigaramdan. Biraz fazla mı kuşkucu davranıyorum. Sanırım ekonomi iyiye gidiyor. Spor ve müzikte uluslararası standartlarda organizasyonlara imza atabiliyoruz. Şehrin trafiği de eskiye kıyasla daha rahat. İnsanlar birbirine saygılı ve hoş-görülü. Trafikte arada-bir beni üzenler oluyor tabi. Ama ben kızamıyorum. Bu da bendeki bir eksiklik. Evebeynim bana kavga etmeyi öğretmeyi unutmuşlar. Bir keresinde depoya sulu-benzin doldurmuşlardı da hiç efendiliğimi bozmamıştım. Dünya halleri, olur böyle şeyler.
Ama
bugün huzursuzluğum had safhada. Bir-yerlerde benden habersiz olaylar oluyor ama baktım gazetelere göremedim. Büyük ihtimal gözümden kaçmıştı. Söylendim kendime. Neden hayatın akışına yetişemiyorum diye. Afrika'da çok sayıda kişi açlık ve salgın hastalıklardan öldü. Şehirlerde ise borsada parasını batıran insanlar intihar etti. Pek-çok kız daha gösterişli bir hayat hayali için evden kaçtı. Boğaz tokluğuna çalışan işçiler sendikalarının kapanmasıyla umutsuzca henüz kirasını ödeyemedikleri evlerine döndüler. Pek çok kadın istemedikleri bir gebelikten asla sevmeyecekleri çocuklar doğurdular. İçkiyi fazla kaçırmış bir sarhoş arabasıyla hızla giderken bulvardaki heykele çarptı ve heykeli kırdı. Aylardır işsiz genç evlenmek vaadiyle sevdiği kızı kaçırdı. Sabaha karşı gene bir elektronik market güvenlik kameralarına rağmen kepenk kilitleri kırılarak soyuldu. Bir bayan kaldırımda yürürken hızla gelen çalıntı bir arabadan çıkan bir elin çantasına asılması ile köprücük kemiğini kırdı. Şehrin en lüks hastanesinde kanserli bir hasta son nefesini verdi. İki delikanlı parkta oturmuş sohbet ederken küfürleştiler ve sonrasında birbirlerinin karnına bıçak soktular. Kaçak büfeleri yıkan belediye başkanı kendine gelen bombalı çanta ile parçalandı.
Tav
şan kanı çayımdan bir yudum daha aldım. Belki de televizyonda bir haber vardır. Koşturarak televizyonu açtım. Erotik görüntüler eşliğinde romantik bir aşk şarkısı çalıyordu. Kadın adama:
"
yıldızlara yürürüm seninle" diyordu.
Çok
komiğime gitti. Nasıl yürüyerek yıldızlara gidilinebilir ki? Bence fazlasıyla abartıyor. Daha makul olması gerekmez mi? Bizim gerçeklik anlayışımıza aykırı. Gerçeklik duygusunu
kaybettiğimizde "hayatın anlamı"nı kaybetmeye doğru yol almaz mıyız?
Bu
-gün dünyada sınırlarım ötesinde bir'şeyler oluyordu ve ben habersizdim.
Buzlu
viskimden bir yudum daha aldım.
j
_umanj_i
Kalıcı Bağlantı
Yorum (yok)
Yorum yaz!
6/7/2007 · Kategori: gunluk
Bu gün çok hoşlandım.
Bu gün ondan çok hoşlandım.
Aslında onun kim olduğunu da bilmiyorum.
Adını sormaya çekindim.
Onunla ilgili herhangi bir şey sormaya çekindim.
Mecburen konuştum, ama konuşurken kekeledim.
Zaten ne zaman heyecanlansam başlarım kekelemeye.
Ve korkarım renk vermekten, onun duygularımı anlama ihtimalinden.
Korktum; evet korktum, ama itiraf etmeliyim.
Bu gün ondan çok hoşlandım.
Aslında ilk karşılaştığımda o da herkes gibi sıradan biriydi.
Ne zaman ki tenine dokundum.
Vücut kimyamın dengesi bozuldu.
Sanki onun vücudundan benim vücuduma bir çok program download oluverdi.
Gözlerinin rengini tarif edemem..
Güzeldi.
Çok, ama çok güzeldi.
Belki de o kadar güzel bir kız değildi.
Ama onun enerjisini gördüm, ya da sıcaklığını duydum.
Elbette, gün boyunca gördüğümüz bayanlardan olumlu imajlar çekiyoruz.
Ama bazen de çok güzel biri bize oldukça itici geliyor.
Nedir peki kafamızdaki güzellik şablonu.
Neden her bir bireyin farklı zevkleri ve farklı beklentileri var.
Bir müzik güzelse güzeldir, bir resim güzelse güzeldir.
Ama yüklenen (bir) rölatif güzellik değeri var.
Büyük ihtimal bu içimizden kaynaklanıyor.
Bazen de bu uyuşmalar, "parola" ve "şifre" gibi.
Masaya parolamızı koyuyoruz ve karşı taraftan bir şifre istiyoruz.
Düşünsenize, bir internet banka hesabının parola ve şifresini bilseniz
tüm hesabı anında boşaltabilirsiniz.
İşte bu kadar da tehlikeli "parola ve şifre'nin uyuşması", birbirini tutması.
Ona dokundum ve zihnimin kilitlerini açtı.
Pandoranın açılan kutusunda olağanüstü güzellikler
ve akıldışı mutluluklar gördüm.
"Bu güne kadar boşuna yaşamışım" dedim.
Ne yazık ki, hayıflanıp dövünmenin bir faydası yok.
Böylesine güzel ve harikulade yaşantıların varlığından (şu ana kadar) habersizdim.
Hiç bilsem böyle yıllardır (haybeye) yaşar mıydım.
Sanırsam siz de bugünkünden çok daha güzel günler yaşayabileceğinizi bilmiyorsunuz.
Bilseydiniz, (tabi ki) "daha fazlasını isterdiniz".
İşte, böylesine olağanüstü keyifli ve olağandışı mutluluk verici
bir hayatın varlığını biliyorum.
Ama heyecanım ve korkum şimdi had safhada.
Çünkü bunu ona nasıl anlatacağımı, söyleyeceğimi bilmiyorum, bilemiyorum.
Yarın bütün gün onun yolunu gözleyeceğim.
Büyük bir korku-kaygı, merak ve heyecanla.
jum
_anj_i
Kalıcı Bağlantı
Yorum (yok)
Yorum yaz!
5/7/2007 · Kategori: gunluk
Bu-gün dünün muhasebesini yaptım. Bir yerlerde açık çıktı.
Boşa koyuyorum dolmuyor, doluya koyuyorum olmuyor.
"Ayağını yorganına denk uzat" demişlerdi.
Ama heasplıyorum, hesaplıyorum...
İki yakam bir araya gelmiyor.
Bir yerlerde bir hesap hatası yaptım,
ama, nerede?
Zaman akıp gidiyor.
Nedere hatalar yaptım diyene kadar sürüyle yeni problemler çıkıyor karşıma
çözümlenmek üzere beni bekleyen.
Elbette, ben elimden gelen gayretleri gösteriyorum, sergiliyorum.
Ama, sistem bu.
Beni beklemez ki.
Akıp giden bir hayat var, ve ben sürekli peşinden koşuşturup durmak durumundayım.
Devinim içinde çok yoldaşım oluyor.
Birlikte bakıyoruz ufuk'a.
"Paylaş" diyor "benle sızıntılarını".
Güvenebilir miyim ona "kaygısız"?
İçimi kemiren sorular her daim var.
"Sorular olmasaydı da ben olur muydum?"; bilemiyorum.
Sorular vucudumdaki kaşıntılar gibi..
Hani olur ya, elinizi cebinize sigara peketi çıkartmak için atarsınız da...
Ahh-ha!
Sigara paketi yok :(
Çünkü, daha dün sıgarayı bıraktım.
İşte öylesine bir YOKLUK duygusu duyumsarım sorular ve kaşıntılar olmayınca.
GüRSel
Kalıcı Bağlantı
Yorum (yok)
Yorum yaz!
« Önceki ::