6/12/2009 · Kategori: deneme
Yeryüzü serüveninde yaratıkların sorumlu oldukları bir "hayat" var. Bu hayat, onlara Allah tarafından sunulmuş bir hayat. Bu verilen fırsatın bir ödül mü, yoksa bir sorgulama emaneti mi olduğu tartışılır. Çoğu insan verilen CANın değerini/ kıymetini bilmeden yaşayagelir. Herhangi bir hayvanın inisiyatif kullanma mesuliyetinden farksız olarak sürdürülür bu dünya yaşantısı. Ne sorgulamalar, ne insani değer arayışları, ne iman, ne ibadet, ne vicdan hesaplaşmaları... Para, fors, hırs, caka ve dünya keyiflerinin peşi-sıra koşuşturulur. Herhangi bir empati sorgulamasına girmeden ve dünya nimetlerini diğer canlılarla adil paylaşım kaygısına düşmeden yaşanır gider. "Ömür" gökten gelmiştir ve hesapsızca harcanmak içindir. "Haydan gelen huya gider" misali!
Oysa öyle değildir. Bunun ip-uçları bize inceden inceye verilir ama biz görmemeyi ve dahası aldırmamayı yeğleriz. Çünkü, "aldırmak" demek, dünya nimetlerinden daha az yararlanmak demektir. Daha çok çile çekmek, daha duyarlı olmak, şehvet ve zevklerden mahrum kalmak demektir. Paranın ve seksin vereceği zevki ne verebilir ki? Manevi değerler pervasızca "bir pula" satılır. Sadece manevi değerler olsa iyi! Kişiler kendilerine bahşedilmiş ruhu bile hayratça harcar.
Ben burada bir "ahlak bekçisi değilim" ama "şimdi" itibariyle içinde bulunduğumuz dünya yaşantısının kıymetini bilmemiz gerektiğini vurgulamak istiyorum. Çünkü, hasbelkader olsa bile bu zaman dilimine düşmüşüz ve bir şekilde sahip olduğumuz CANın hakkını/ kıymetini bilmeliyiz. Eğer bu dünyanın farkına varabiliyorsak, eğer bu yaşanmışların farkına varabiliyorsak, demek ki aslında ulu bir senaryonun içindeki küçük rollerimizi realize etmeye çalışıyoruz demektir. Ve öylesine küçük ki, varlığı ya da yokluğunun çok zor anlaşıldığı bir fark.
Dünya sahnesi üzerindeki senaryo tekstleri bekli ezberimizde, ama spontane değişiklikler ve bireysel inisiyatif kullanma şansı hala elimizde. Ve dahası, bu "şans" aynı zamanda sırtımızda yüklenmiş çok yüksek bir sorumluluk. Çünkü, "günah" ve "sevap" hanelerimiz bu genel şablon içindeki özgür irade seçimlerimizin taşıdığı değerlere bağlı olarak işleniyor. Yani, "özgür irade" yaşam içinde sorumlu olacağımız/ olabileceğimiz "hareket alanı"dır.
Mevcudiyetin bir gayesi olmalı bana göre. Hele insan olarak yaşamanın çok büyük sorumlulukları. Farkındalıklarımız arttıkça duyarlılıklarımızda artıyor sanırım. Ve bu bilinç doğrultusunda "özgür iradeyi" daha verimli ve daha olumlu kullanabilmeliyiz/ kullanmalıyız.
Gürsel Selçuk (31.05.2006)
Kalıcı Bağlantı
Yorum (yok)
Yorum yaz!
25/5/2009 · Kategori: deneme
Rahat, huzur içinde yaşamayı kim istemez? İsteriz tabi. Hastalıklar, sakatlıklar, sorunlar yaşantımızı niye sarsın ki? Ama, gündelik yaşantılarımızda bize sürekli eşlik eder bu pürüzler. Daha verimli, daha doyumlu yaşayabilmenin önündeki engellerdir tüm bunlar.
Bir kez zihnimizi "sorunsuz yaşamaya" odaklandıralım. Asalak gibi hayatımıza yapışan türlü çeşitli problemleri sil baştan değerlendirelim. Gerçekten tüm bu parazit yaşantıları beraberimizde getirmek durumunda mıyız? Yoksa ortada bir "birliktelik paradoksu" mu var?
"Birliktelik paradoksunu" anlatmak biraz zor. Alışageldiğimiz paradokslardan değil bu. Ama adından başlayarak gidebiliriz. Bir kere bir "birliktelik" var. Yani, ana faktörün yanı sıra ona eşlik eden bir asalaklık durumu var. "Suyun ıslak olması" buna sembolik, güzel bir örnek. Islak olmayan bir su kurgulayamayız zihnimizde. Ana faktöre bağlı ya da ona sürekli eşlik eden ikincil faktörlerden söz ediyoruz. Bu faktör (ya da faktörler) istenen/ ya da istenmeyen, olumlu/ ya da olumsuz etkilerde olabilir. Önemli olan aralarında güçlü bağların olmasıdır. Bitkilerin yetiştiği bir ortamda böceklerin de olması gibi. Yaz aylarında sineklerin çoğalması gibi. Cep telefonlarının radyasyon taşıması gibi.
Eşlik eden faktörü sıyırıp atma imkanımız olabilir. Mutlak koşullardan bahsetmiyoruz. Tümüyle "tecrit" edebileceğimiz doğal ortamlar yok. Ortamın tümüyle "steril" olması çok zor. Oluşum, kendi doğallığı üzerine süregeliyor. Olağana meyil söz konusu. Örneğin insan vücudunda, vücudun kendi oluşumu dışında varolan ve yaşamlarını bedene bağımlı olarak sürdüren mikroorganizmalar var ve bunlardan tümüyle arınmamız mümkün değil. Eğer vücudu steril etmeye çalışırsak, vücudun da normal seyrini bozmuş oluruz.
Birliktelik paradoksu'nu devre-dışı bırakmaya çalışabiliriz. Belki de belli bir olgu için bunun çok özel yöntemleri olabilir. Bu yöntemlerin çalıştırılmasını, yüzleri karıştırılmış bir sinir küpü'nün yeniden düzenlenmesine benzetiyorum. Zor olabilir ama imkansız değil. Fakat evren steril ortamları sevmez. Büyük bir vitrin camının "tertemiz" yapıldığını ve böyle tutulduğunu düşünün. Bu "mükemmel" durum ne yazık ki çok uzun sürmez. Mutlaka bir toz zerreciği uçup gelir ve camın üzerine konar.
"Gündelik yaşantıların sorunları" derken, bu tür hayatımıza musallat olan parazitleri kastediyorum. Düzen ve kaos etkileşimi sürekli çalışır ve tümüyle "mükemmel" oluşumları tehdit altında tutar. Bozunumdan yapılanmaya, yapılanmadan bozunuma sürekli dönüşen durumlar/akışlar var. Bizler de bu öykünün tam ortasında debeleniyoruz. Sanki azgın bir nehir akıyor ve bizi akışı yönünde sürüklüyor.
Dünyasal serüvenimizde, problemler/ sorunlar hayatımızın (neredeyse) ayrılmaz "faktörü". Birlikte yaşamaya doğal olarak mahkum olduğumuz "parazitleri". Kişisel gelişimimizde, bireysel çözüm yollarını bulabilmeliyiz bu "steril etme" yöntemleriyle. Gene de olağana dönme etkisiyle "sterilizasyon" hemen bozulmaya meyillidir. HAYAT denilen etkileşim, bu gel-gitler içinde süregelir.
gumanji 22Mayıs2009
http://www.facebook.com/topic.php?topic=8672&uid=8806643 2080#/group.php?gid=88066432080
Kalıcı Bağlantı
Yorum (yok)
Yorum yaz!
25/5/2009 · Kategori: deneme
"Başarı", hayat akışımızda önemli bir unsurdur. Kişisel bütünlüğümüzde ve çevre ile ilişkilerimizde büyük rolü vardır. Ruhsal doyum ve daha mutlu yaşamak için de çok etkindir. Sağlıklı ortalama bir insan mutlaka yaşamında başarıyı ister/ arzular. Başarı, bir "can suyu" gibidir. Ruhu ve bedeni besler.
Kişilerin farklı "başarı" tanımları olabilir. Sahip oldukları donanım doğrultusunda hayatı algılayış şekline bağlı bir başarı tanımları olabilir ve dünyaya da bu başarı tanımı üzerinden bakalbilirler. Kimi maddiyatı ön planda tutar; para, mülk, gösterişi sağlayacak giyim, takı, eşya gibi aksesuarlara yüksek anlamlar yükleyebilir. Kimileri hırs, ihtiras, daha fazla yetki, daha parlak etiketler gibi erke bağlı başarılar peşinde koşabilir. Kimileri ise şevkat, beğeni, sevgi gösterisi, merhamet gibi duygu-yoğun hedefler peşindedir.
Kişinin beklentileri, "başarı"nın rengini ve içeriğini belirler. Başarıya giden yolda bir istek ve gayret olmak durumundadır. İleride bir ulaşılacak hedef vardır ve oraya gitmek için bir çaba, emek, gayret, istek, niyet koyulmalıdır ortaya.
Evet, kader akışı içinde zaman zaman çok parlak başarılar karşımıza çıkabilir. Ama eğer biz gerçekten arzulamamış ve kurgulamamış isek bu başarıyı ya yeterince görmez, ya da kıymetini bilmeyiz. Hayatımızda başarı ile interaktif bir etkileşim vardır. Bize sunulan bir kaynak vardır ve bizim buradan çekebildiğimiz "imkanlar" vardır. Belki bazen şansımızı zorlayıp kaynaktan daha fazla "imkan" çekebiliriz. Bazen de imkanlar bize gelirken/ sunulurken duyarsız davranırız ve pas geçebiliriz.
Zaman zaman durup kendi hayat envanterimizi sorgulamalıyız. Amaçlarımızda, isteklerimizde, dileklerimizde, memnuniyetimizde, ulaşmaya çalıştığımız ortamlarda, kişisel bütünlüğümüzde, ilişkilerimizde hangi aşamadayız? Hayatın hızlı akışında bu tespitleri ne yazık ki çoğu zaman ihmal ediyoruz. Evet, yüzde yüz doyum ya da memnuniyet beklentimiz olmayabilir ama aslında yapılan hatalardan en önemlisi, hedeflediğimiz başarının, bizi mutluluğa götürecek başarı olmak yerine enerjimizi daha da tüketen bir eylem olmasıdır.
Burada, hedeflenen, başarının bizi mutluluğa taşıyacak başarı olup olmadığını anlamak için "analiz yöntemlerini" kullanmalıyız. Bu yöntemler bir puzzlı tamamlamak gibidir. Hayatınızda parçalar yerli yerine oturuyorsa ve çok sıkıntı yaratmıyorsa daha yüksek başarılara doğru yelken açabilirsiniz.
Kişinin, kendi bireyselliğini ortaya koyması ve kanıtlaması için başarıyı bir araç olarak kullanması normaldir. Kişinin mutluluğu, doyumu ve başarı derecesi arasında sıkı bir bağ vardır bana göre. Dünyasal yaşantılarda, mutluluk ve yüksek haz ön planda olduğuna göre, tüm bunları besleyen ve destekleyen başarıyı da yükseltmekte fayda var. Bunun için de daha çok kişi ile kontakt kurarız, daha refah içinde yaşamayı isteriz, daha heyacan verici ilişkilere girmeyi arzularız, daha güvenli bir ortamı sağlamayı planlarız, daha forslu mevkilere sahip olmayı seçeriz.
Gürsel Selçuk Mayıs 25, 2009
www.RuhsalPlatform.com
Kalıcı Bağlantı
Yorum (yok)
Yorum yaz!
27/12/2008 · Kategori: gunluk

Sanırım modern hayatın bize getirileri bunlar. Aynı ortamda yaşarken çok kişi ile sosyal ve duygusal çarpışmalara giriyoruz. Bu, daha çok sosyal bir yaratık olmamızdan kaynaklanıyor. Buna duygusal dalgalanımlarımız da eklenince benzer sahneler otomatik olarak yaşanıyor. Tabi önemli olan dengeleri çok iyi koruyabilmek. Aksi taktirde hayal kırıklıkları ve hüsran daha baskın çıkar.
Bir sezgiler ve duygular denizim var ve burayı sürekli olarak besliyor olmam gerek. Bazen sadece rüyalarda yaşıyorum olağan-üstü güzellikleri. Bazen de anlık duygulanımlar gelip beni buluyor. İnsanların enerjilerini bazen seviyorum. Dişi enerjiler beni besliyor ve mutlu kılıyor. Çok sayıda meleğim olduğunu biliyorum. Onları saygı ve minnetle kutsuyorum. Hayat denen rüyama anlam ve zevk katan yaratıklar onlar.
Gene de aynı ipte çok sayıda cambazın oynaması gibi çatışmalar ya da paylaşamamalar yaşanıyor. Bunu yaşadığımız topraklara ve kültüre bağlıyorum. Etnik kökenlerim bu dünya dışına dayandığı için bu dünya yaşantılarına ayak uydurmakta çok zorlanıyorum. Bu dünyanın benim için geçici bir istasyon olduğunu çok iyi biliyorum. Ne kadar hasarsız ve zedesiz atlatırsam o kadar iyi. Ruhsal ailemi çok seviyorum. İyisi ve kötüsü ile onları kabulleniyorum. Bana refakat ettiklerini biliyorum. Bu aşamada internete çok minnettarım; 2150'den dostlarımı bana getirdiği için. Duygular alemi, içinde yaşadığımız sosyal ortamların çok ötesinde bir alem. Mutat çevrelerim beni duygusal anlamda olumlu anlamda beslemiyor. Bundan dolayı kendi düşsel çerçevelerimi oluşturduğumu kabul ediyorum.
Yaşam bir serüven ve süregidiyor. Kırılma noktaları ya da kilometre taşları olabilir ama durak(lama)lar yok. Sürekli gitmezseniz düşebilirsiniz. Yani bu, biraz da kalbin durması gibidir. Bir yanan ocak var ve sürekli beslenmeyi bekliyor.
Tüm yoldaşlarıma selamlarımı yolluyorum. İyi ki varsınız. İyi ki yaşamımdsınız. Dünya oyunu sizlerle güzel.
:-)
Gürsel Selçuk, 23 Aralık 2008
Kalıcı Bağlantı
Yorum (1)
Yorum yaz!
2/8/2008 · Kategori: gunluk
Geldiğim yaşı düşününce hayatın ne kadar kısa olduğunu daha bir idrak ediyorum. Bunca yıl hangi arada geçti? Ya da geçerken ben neredeydim? Matematiksel bir hesap yapsam, şartları da zorlayarak... demek ki yolun büyük bir kısmını çoktan geçmişim. Bundan sonra ne kadar yaşayacağım belli değil.. Ama ne derece sağlıklı olacağım? Bu çok şüpheli. Yani, bir 100 yıl daha yaşayabilecek olsam dahi bunu sağlıklı/ sıhhatli yaşayamadıktan sonra çok faydası yok.
Peki, hayat adına yapılabileceklerin ne kadarını yapabildim? Bazen ömrümüzü "kelebeğin ömrü" ile kıyaslamalıyız. Zaman çok göreceli bir değer. "Yapabileceklerimin ne kadarını yaptım" önemli bir soru.. Tümünü yapabilmek mümkün değil bence. Zaten, hayat gailesi dediğimiz çabalar aslında "ıskarta" yaşamlar. Birşeyler yapıyor görünüp de aslında rutin işlerle uğraştığımız çok oluyor. Tüm bunları "yapılanlar" listesine katmak gereksiz.
Gene de, hayatı bir sinema salonu gibi görüyorum. Birileri geliyor, kendi filmlerini izliyor, başkaları geliyor, onlar da kendi filmlerini izliyor. Herkes aynı filmi izlese bile, filmi kendine göre yorumluyor, kendine göre anlamlandıyor. Ama, dünya filmi oynamaya devam ediyor.
"Dünya filminin senaryosu"nu ne derece değiştirebiliyoruz? İşte "öz" burada. Yoksa hayatın "rutin" olayları zaten "dolgu". Bir can verilmiş bize ve şu an bilemediğimiz gün sayısı sınırlı. Bir papatyanın yapraklarını koparır gibi, birer birer solduruyoruz günleri. Ve bir gün elimizde kalıyor papatyanın yapraksız sapı.
gumanji 2,8,008
Kalıcı Bağlantı
Yorum (4)
Yorum yaz!
17/7/2008 · Kategori: siirimsi
duygular dans ediyor yakamozların gölgesinde
köpüğüne dolgun şampanya misali
kabarıp kabarıp geliyor çıldırmalar
bir çırpıntılı denizin ortasında
dingin bir kamarada kilitliyim
zaman ve zamansızlığın öte yarısına sarkmış
sanki bir çizik atılsa duygularıma
dökülüp saçılacak ortalığa
fır fır dönen rulet göbeğinde
akışın tersine yol alan bir kırmızı top var
sonsuz ve sorunsuz bir dönüşe mahkum
hep dönüp duruyor duruyor
eylemsizlik ve dinginliğin bir acı çatışması bu
hayat böyle geçer bu rüyada
bir mücadele gerekli rüyadan uyanmamak için
bedenime can veren kan bu çünkü
duygularımı azdıran bu besin
varsın depresyon beni vursun
gumanji
17,07,2008 www.sonsuz.us
Kalıcı Bağlantı
Yorum (1)
Yorum yaz!
14/4/2008 · Kategori: deneme
Dünya alanının bizim için bir sınav alanı olduğuna inanıyorum. Kendimi daimi olarak bir truman show içinde hissediyorum. Yaşam boyunca ilerleyişimde kendi üzerime deneyimlerim ile kişisel bir gelişmeyi sergileyeceğimi düşünüyorum. Bu sırada yoğun olarak çevremi gözlemliyorum ve kozmik boyutta yaşadıklarımı/ hissettiklerimi/ duygularımı/ sezdiklerimi raporluyorum. Bunu çok otomatik olarak yapıyorum. Raporlama için özel bir cihaz ya da yöntem kullanmama gerek yok. Kozmik boyut ile aramda GPRS bağlantısı var. Gördüklerimi ve algıladıklarımı anında aktarıyorum.
Bir şekilde çevremdeki tüm olaylar ve durumlar tespit ediliyor. Kamera bizatihi gözlerim. Kural ihlalleri ve aykırılıkları kendiliğinden spontane olarak fark-ediyorum. Etrafın "ahlaksal" değerlendirilmesi saniyeler içerisinde devreye giriyor. İnsan denen yaratıkların dünya yaşantıları bu şekilde sürekli olarak gözlemleniyor organik kameralar tarafından.
Tabi bunun psikolojik yükleri çok ağır. Çoğu insan habersizdir kendinin bir raportör olduğundan. Bu onların daha rahat bir hayat yaşamasını sağlar. Oysa ki "var-oluşun dayanılmaz yükünü keşfetmek" düşman başına. Böylece, sürekli bir paranoya modunda sürdürmeye tabi oluyorum. Gene de bu bir iş-bölümü. Bazı kişilerin de sakıncalı görevler alması kaçınılmaz.
Aslında, ne kadar zihin varsa, o kadar da çevreyi tarayan gözler var demektir. Kendiliğimizin sorumluluğunu sürekli değerlendirmek durumundayız. Bu, insanoğluna yüklenmiş çok ağır bir mesuliyet. "Suç" güdüsü sürekli olarak devrede. Bu faktör, bir "oyunu zorlaştırıcı" olarak hayatlarımıza giriyor. Böylece, dingin ve sakin bir yaşantı ihtimali azalıyor. "Karıştırıcı" güçler sürekli olarak görevde.
Bu dünya varoluşunun ana amacı "yüksek iyi ahlak" olmalı. Bunu gerçekleştirmek için sürekli gayret gösteriyoruz. Hayat mücadelesi dedikleri esasında bu olmalı. Ne derece idrak edebiliyoruz? O ayrı mesele. Bilincimiz yükseldikçe hayatı tanımlamamız da değişecek doğal olarak.
gu;manji/ fenomen
14 nisan 2008 Bakırköy
http://www.facebook.com/group.php?gid=5673529002
Kalıcı Bağlantı
Yorum (1)
Yorum yaz!
21/2/2008 · Kategori: deneme
Böylece ben kısıtlı bir zaman diliminde hayatın sözel fotoğrafını çekiyor olsam bile eşgüdümlü yaşantılar içinde sizler çok çok farklı zamanlarda bu sohbetleri paylaşabileceksiniz. Aslında kaç kişinin ve ne zaman paylaştığının da pek önemi yok. Evrensel jüri bir kez duymuş oluyor dağarcığınıza düşeni, fikirlerinizden geçeni. Öylesine derin ve donanımlı bir evren içinde yaşıyoruz ki, sadece davranışlarımız değil, entellektüel yaşantılarımız, duygusal yaşantılarımız, sezgisel yaşantılarımız ve internet yaşantılarımız anı-anına kayıt altına alınıyor. Yaşamımızın her anı kaydediliyor, fişleniyor ve arşivleniyor.
Elbet çok irrite edici ve irkiltici bir farkındalık bu. Düşünsenize, her kıpırdayışınız, her nefesiniz, kalbinizin her atışı ve zihninizden geçen her elektrik akımı takip ediliyor. Senkronize ya da eşgüdümlü olarak izleniyorsunuz.
Mahremiyet nerede kaldı?
Hani gizlilik?
Hani özel hayatınız?
Hani kişisel inançlarınız?
Hani duygusal dokunulmazlığınız?
Hani çıplaklığınızı örten giysileriniz?
Aslında "akaşik kayıtlar" her dönem böyleydi. Sadece biz bilmiyorduk. Bizim çocukluğumuzda sesleri ve görüntüleri kaydeden böylesine cihazlar yoktu. Bilgileri ve eylemleri kaydeden/ saklayan, gerektiğinde "şak" diye karşınıza çıkaran "digital" sistemler yoktu. Banka kartları dağıtılırken bilgisayarların bu bilgileri nasıl tutacağı konusunda kuşkularım vardı. Oysa şimdi uydulardan an be an gözlemlendiğimizi çok iyi biliyoruz. Artık saklayacak şeylerimiz kalmayacak. Üstelik en derin kimliklerimize kadar "görülüyoruz".
"Yeni Çağ"ın bu getirisi hiç hoşuma gitmiyor. Her ne kadar tüm çağlarda böyle olsa bile, şimdi eylem tamamen aşikar oldu. XRay cihazında sürekli tutuluyormuşçasına içimiz- dışımız ortada. Sakınmalı/ muhafazakâr/ gizemli/ çekinik/ kapalı mizacımızın bir faydası yok artık. Belki şimdi popüler sanatçıların o gösterişli fakat gözler önündeki yaşantılarını daha iyi anlayabilirim. "Mustafa hakkında her şey" benzeri sizin için de hazırlanmış klasör filmler mevcut ve istendiğinde gösterime hazır. Ne bir duvar, ne bir oda, ne bir ev, ne bir mahzen, ne bir sığınak deşifre olmaktan alıkoyamaz sizi. Tüm varlığınızla varsınız artık. Duygu, düşünce, inançlar, sosyal yaşantılar, aile ilişkileri, fikirleriniz ve hayattan beklentileriniz... Ayan-beyan ortada!
Artık "hayata bakış açınızı" ve "değer yargılarınızı" yeni baştan gözden geçirmenin zamanı geldi. Madem ki böylesine "aleni" bir dünya var ve artık yeni yaşam ortamımız burası, "yeni" şartları bir kere kafadan kabullenmeliyiz.
Elbet bu yeni yaşayış biçiminin de kendine özgü avantajları olacak. Bileceksiniz ki, karşınızdaki kişiler de cam kadar şeffaf ve saydam. Dolayısı ile zihnimizin kıvrımları arasında saklayabileceğimiz sinsi duygu/ inanç/ düşünce ve fikirlerin olmayacağını/ olamayacağını bileceğiz. Herkes birbirine açık, şeffaf ve samimi olmak durumunda kalacak.
Yeni yaşam biçiminde "oyunun kuralları"nın değişmesiyle birlikte bir bocalama yaşayacağımız kesin. Ama sonrasında birer sosyal varlık olarak yeni stratejileri geliştirerek yeni düzende yeni avantajlar peşinde koşmaya devam edeceğiz.
Gürsel Selçuk
21Şubat2008,
http://65.111.175.70:1687/listen.pls
Kalıcı Bağlantı
Yorum (5)
Yorum yaz!
20/2/2008 · Kategori: deneme
Selam Dostlar,
İstanbul günlüklerine bir sayfa daha eklemek istiyorum.
Öyle ya, yıllar sonrasında dönüp de baktığımda çakıl taşlarını bulabilmeliyim.
Her ne kadar ben "zaman illüzyonu", vakit lineer olarak akmaz desem de, içinde yol aldığım bir sistem var. Elbet sıkı sıkıya bu sisteme tabiyim. İliklerime kadar. Hayatımıza giren/ girecek olaylar belirli olsa bile biz bir şekilde zaman çarkına tabiyiz. O olay eninde sonunda gerçekleşecek. Ama bir yeri ve belirli bir zamanı var.
Yani, bir öncesinde ya da bir sonrasında olması tabiki önemli. Çünkü bir uzun metrajlı filmin ortalarındayız ve başımıza gelecek olayları beklemek demek, gelecek bir zamanı beklemek demek.
Totalda belki de yaşadıklarımız/ yaşayacaklarımız değişmiyor. Yaşam CDmize kazınmış bir kader haritamiz var. Ne kadar zorlarsak zorlayalım bu haritanın dışına çıkamıyoruz. Çırpınmalarımız kafesimizin limitleri kadar. Üzülmek ya da sevinmek beyhude. Yaşanacaklar mutlak suretle yaşanacak. Tabi olduğumuz makro ve mikro kader sistemleri var.
İçinde oynadığımızı/ kurguladığımızı/ debelendiğimizi/ efor sarfettiğimizi/ belirlediğimizi sandığımız hayat bizim insiyatiflerimizin çok çok ötesinde bir kader örüntüsünün bir eseri/ sonucu.
Gene de biz hayat oyununu oynuyoruz. Sanki biz oynuyormuşcasına. Bazen coşuyoruz/ seviniyoruz, bazen kahroluyor/ üzülüyoruz... Sürekli doyurmamız gereken bir duygu ve fiziksel bedenlerimiz var. Onun ihtiyaçlarını karşılayamadığımız sürece bize eziyet olarak geri dönüyor. Ne yazık, eziyete ve sıkıntılara dayanıksız bir yapımız var.
Sanırım bu hem- hem yapısında bize gene mücadele etmek düşüyor. Hayatın problemlerini çok da dert etmeden, ırmağın akışına uyum sağlayarak, sosyal ve duygusal kırılmaları azamide tolore ederek mücadele etmek. Fiziksel bedenin rahatlığı/ duygusal bedenin hazsal doyumu/ mental sitemlerin tatmin edilmesi ve astral bedenlerin onöre edilmesi yönünde sürekli ve sabırlı bir mücadele.
İstanbul yaşantılarında bugün mutluyum. Varlığımı ve bütünlüğümü salamette tutmanın mutluluğu. Gelecek zamanlara, umutlarımı besleyerek yol alıyorum. Sevgi ve sevecenlik çemberini duyumsuyorum ve kutsuyorum. Zaman kendi sarmalında döne-dursun. Spiral sıçramalara buradan selamlarımı yolluyorum.
gu;manji
20Şb2008,Ortaköy
www.kamCa.org
Kalıcı Bağlantı
Yorum (yok)
Yorum yaz!
13/2/2008 ·
;- P : ) Sevim Saplar tarafından mim'lendim.
Konu şöyle:
1. Yakınınızda bulunan bir kitabı alın.
2. 161. sayfasını açın.
3. 2. paragafını bulun.
4. Blog sayfanıza yazın.
5. En güzel kitabı veya en güzel cümleyi bulup yazmayın! Sadece en yakınınızdaki kitabı!
6. 5 blog arkadaşınıza yollayın.
- Buluduğumuz an: En mutlu ve keyifli olmam gereken zaman. Rahat ve huzurlu olmalıyım.
- Geçmiş: Üzülüp hayıflanmak için değil, ders almak ve gelecekte aynı hataları yapmamak için incelemem ve değerlendirmem gereken zaman dilimi.
- Gelecek: Yaşantımı güvence altına almam, atacağım adımları hesaba katmam gereken zaman dilimi.
Mutluluğa Yolculuk (Selçuk Coşkun) 21.12.1995
ve ben sıramı diğer arkdaşlarım yansimalar, bengisuyum, beyazleke , mavidiyar, kamuranesen 'a devrediyorum. :)
Yorum (yok)
Yorum yaz!
« Önceki ::